17 Aralık 2011 Cumartesi

Bir Şehit Babasının Feryadı

ŞEHİTLER ARASINDA EVLİ BEKAR AYRIMI YAPILMASIN. BEKAR ŞEHİTLERİN AİLELERİNE HAKSIZLIK YAPILMASIN

-Bana çoğu zaman kızmışlardır;
-        - Neden bu kadar karşısın, bu kadar çığırtkanlık yapıyorsun, sana mı kaldı, işine gücüne bak.
-        - Zamanında sana teklif edilenleri kabul etseydin şimdi sayılı isimlerden biriydin.
-        - Hocam boş ver devleti milleti gel çalışalım paraya adını kendimiz koyalım.
-        - Keşke bu kadar dik başlı olmasaydın şimdiye çok zengin olurdun.

İnanın bu sözleri tanıdığım hemen herkes hatta en yakınımdakiler bile söylemektedir. Toplu halde cevabımı veriyorum; “SİZ cebinizdeki parada ne kadar haram var sayarken, ben BU ŞEHİT BABASININ vicdanı ile cennete gideceğim.”
Bu vicdan bende bir yüktür ve bu kıymetini bilen için bir servettir. Biz vicdanını hiç okumadığı halde yatağının başucuna astığı Kuran’ı Kerim’in içine saklamış fert değil, her daim aklında taşıyan ve kalbiyle okuyan neferiz.
Şehit Babası Cafer Kayalar Amcamıza bir şeyin sözünü veriyorum; Bu yazı en başında olmak üzere konu hakkında bir dosya hazırlayacak, başbakan ve tüm bakanlara ulaştıracağım. Aklı ve vicdanı olan her KUL Cafer Amcamızın bu yazısını okuduğunda doğruyu bulacaktır.
Zaten hatanın farkında ise YAPACAK BİRŞEY YOK. Asıl amacını da bir kez daha görmüş oluruz.
Şimdi gelin de Şehit ailelerine tüm Türkiye önünde söylenen YALANA sesiz kalın. Ki bu yalan bir ülkenin başbakanı tarafından söylenmiş ise nasıl bir görüntü meydana getirir varın siz hesap edin.
Elbette Sayın Başbakan bunu bilmiyor da olabilir. Şayet öyle değil ise Sayın Başbakan artık ya siz iyi bir YALANCISINIZ ya da hükümette SÖZÜNÜZ GEÇMİYOR anlaşılan.
Hangisi olduğunu yakında göreceğiz.

ŞEHİT BABASI

Sayın İhsan SERİN
İhsan bey ben bir şehit babasıyım. Oğlum 1996 yılında Hakkari/Çukurca’da vatani görevinin bitimine 10 gün kala şehit oldu. Allah’ın takdirine isyan edemezdim ve yazımızdır dedik kabul ettim.
Ancak Şehit Ailelerine verilen sosyal haklarla ilgili yapılan veya yapılacak olan haksızlıkları kabul etmem mümkün değil. O nedenle bir şehit babası olarak size bu mektubumu göndermek istedim. Umarım ilgilenebilirsiniz. Umarım şehit ailelerine yapılan haksızlığa dur dersiniz.
Şehit Ailelerine verilen sosyal hakların iyileştirilmesiyle ilgili olarak Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent ARINÇ; “Torba kanuna konulan hükümle şehit ailesine daha fazla katkı sağlanacak. En az 2 ferdi iş sahibi yapılacak. Onun yanında TOKİ'den tahsis edilen ev de, belki şehidimizin vatanımıza yaptığı katkının yanında hiçbir değeri olmasa da sembolik olarak ona sahip çıktığımızın göstergesi” şeklinde açıklamalarda bulunmuştu.
***
Son olarak yakın tarihte malumunuz üzerine Sayın Başbakan Şehit Aileleri ile ilgili 16.11.2011 tarihinde Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığındaki yaptığı konuşmalarının bir bölümünde “Önümüzdeki günlerde inşallah, terör şehitlerine malum bizim desteğimiz var. Ve aileden daha önce bir kişiyi, birinci derecede yakınlığı olan bir kişiyi işe alıyorduk, şimdi onu inşallah ikiye çıkarıyoruz.  Ama şimdi yeni bir adım daha atıyoruz. Pazartesi günü Bakanlar Kurulunda onun talimatını verdik. O da şu: Terör kurbanı olan, teröristler tarafından öldürülen aileye de aynı yardımı da devlet olarak vereceğiz. O öldürülenleri de biz şehitler sınıfında mütalaa ediyoruz. Aynı şekilde onlara da o desteği verip o aileden yine aynı şekilde devlette istihdam sağlayacağız” şeklinde açıklamaları oldu.
***
Sayın Başbakanım, açıklamalarında şehit yakınlarının birinci derece yakınlarından ikinci kişiye de iş imkanı verileceği açık bir ifadeyle bizzat Başbakanın kendisi tarafından ifade edilmişken, Şehit Yakınları ve Gaziler Daire Başkanlığı’nın bağlı bulunduğu Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığındaki yetkiliyle oğlum telefonla görüştüğünde; “Şehidiniz bekarsa hiç aramayın bekar şehitlerin aileleri için 2.iş hakkı yok. Sadece evli şehitlerin aileleri için 2.iş hakkı var” diye açıklama yapılıyor.
***
İhsan bey çıkarılacak olan yasa, eğer görüştüğümüz yetkilinin söyledi gibi çıkarsa ben bir şehit babası olarak çok üzülürüm ve şunu merak ederim; Vatan için ölürken eşitiz, çektiğimiz acıda eşitiz, gözyaşında eşitiz, çektiğimiz evlat hasretinde eşitiz, karşılıksız vatan uğruna yitirilen evlatta eşitiz de konu şehit yakınlarına iş verilmesine olduğunda neden evli şehit –bekar şehit diye ayrım yapılıyor? Umudum ve beklentim, Sayın Başbakanımızın ve her iftar davetinde “sizler bize emanetsiniz, bu devlet, bu millet sizler için ne yapsa azdır, bütün şehitlerin ailelerine sahip çıkmak bizim asli görevimizdir” diye şehit ailelerine açıklamalar yapan Sayın Cumhurbaşkanımızın bu tür haksızlığa, şehitlerin aileleri arasındaki ayrımcılık yaratacak bir yasanın çıkmasına izin vermeyeceği yönünde. Lütfen Şehit ailelerimiz arasında ayrımcılık içeren evli, bekar diye şehitlerimizi ayıran bekar şehit ailelerini dışlayan böyle bir yasa çıkmasın. Şehitler arasında evli, bekar ayrımının yapılırsa şehit ailelerinin %80’lik gibi büyük bir bölümüne çok büyük haksızlık olur. Kaş yaparken göz çıkartılmasın. Benim şehidim bekardı ve diğer çocuğumun 2. iş hakkına çok ihtiyacı var. Allah rızası için şehit aileleri ile ilgili meclisimizde çıkarılacak olan yasanın bekar şehit ailelerini dışlamadan tüm şehit ailelerinin kapsayacak şekilde çıkarılsın.. Şehitlerimizin hakkı için şehitlerin emanetlerine ayrımcılık yapılmadan sahip çıkılsın. Biliyorum verilecek hiçbir hak evladımın acısını ortadan kaldırmaz ama devletimin bizlere eşit şekilde sahiplenmesi ve diğer oğluma devletim tarafından iş verilmesi acımı biraz olsun hafifletir ve bir şehit babası olarak devletim tarafından yalnız bırakılmadığımı gösterir.

Saygılarımla arz ederim.
Cafer KAYALAR
ŞEHİT BABASI

2 Aralık 2011 Cuma

Erdoğan giderse kim gelsin anketi?

Bu günleri Ecevit ile de yaşamıştık. Ecevit’in başına gelenler Erdoğan’da tekerrür ediyor. Bu sahneyi hatırlıyoruz.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta rahatsızlanarak hastanede geçirmesi anket şirketlerini harekete geçirdi. Özellikle yabancı kuruluşların yaptığı anket sonucu dikkat çekti ancak Başbakan Erdoğan’ın hala görevde olduğu bir dönemde bu anketlerin yapılması akla Bülent Ecevit’i getirdi. Yabancı bir kuruluş anketle, “Erdoğan giderse AKP'ye oy verir misiniz” ve “Erdoğan’ın yerine AKP’nin lideri kim olsun?” sorularına cevap aramış. İşte anket sonuçları:
“Tam da Başbakan Erdoğan’ın sağlık sorunlarının ciddiyetinin sorgulandığı şu dönemde çarpıcı bir kamuoyu araştırmasının sonuçları elime geçti" diyen Cumhuriyet yazarı Utku Çakırözer, 12 Haziran seçimlerinden sonra, yabancı bir kuruluşun talebiyle İstanbul’da bir araştırma şirketi tarafından yürütülen anket çalışmasının sonuncusunda sorulan "Erdoğan'ın yerine kim gelsin" sorusuna verilen sonuçları yayınladı.
Anketleri yaptıran yabancı kuruluşun ve anketi gerçekleştiren firmanın adını vermeyen yazarın aktardığı bilgilere göre, araştırma, Türkiye’nin 14 şehrinde 2 bin kişi ile yüz yüze anketler yapılmış. Son bir sene içinde benzer üç çalışma daha yapılmış ve katılanlara yüzün üzerinde soru yöneltilmiş.
Son ankete, öncekilerden farklı olarak kritik bir ekleme yapılmış ve “Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yerine AKP’nin yeni lideri olarak kimi görmek istersiniz” sorusu yöneltilmiş.
Davutoğlu burun farkıyla
Anketler yapıldığı dönemde Başbakan’ın sağlık durumunun iyi olduğu dikkate alınırsa, bu soru, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması olasılığı düşünülerek hazırlanmış gözüküyor.
Ucu açık bırakılan, yani katılımcıya seçenek sunulmayan bu soruya, 2013 denekten 1381’i “Bilmiyorum” ya da “Cevap yok” karşılığını vermiş.
Yanıt veren 630 kişinin gönüllerinden geçen “AKP Genel Başkanı ve Başbakan” adayları şöyle sıralanmış:
- Ahmet Davutoğlu: 119 (Yanıt verenlerin yüzde 18.8’ü)
- Abdullah Gül: 116 (Yanıt verenlerin yüzde 18.4’ü)
- Bülent Arınç: 107 (Yanıt verenlerin yüzde 16.9’u)
- Ali Babacan: 86 (Yanıt verenlerin yüzde 13.6’sı)
“Giderse AKP’ye vermem” diyenler çoğunlukta
Erdoğan’ın Çankaya Köşkü’ne çıkarak aktif siyasetten çekilmesi durumunda AKP’nin geleceğinin ne olacağını merak edenler olabilir. Çalışmaya bu nedenle şu soru da eklenmiş:
“Erdoğan’dan başka biri AKP’ye liderlik ederse bu partiye oy verir misiniz?”
Sunulan seçenekler arasında “kesinlikle oy veririm (yüzde 17.9)” ve “muhtemelen veririm (yüzde 17.9)” şıklarını işaretleyenlerin oranı toplamda yüzde 35.8’e ulaşıyor.
Karşı tarafta ise “Kesinlikle vermem (yüzde 32.4)” ve “Muhtemelen vermem (yüzde 14.2)” diyenler yer almış.
Toplamları ise sürpriz bir rakama ulaşıyor: Yüzde 46.8.
Soruya “Bilmiyorum” ya da “Yanıt yok” diyenlerin oranı ise yüzde 17.6

25 Ekim 2011 Salı

Herkeste bir çağrı "UYUMA"

Peki herkes 'UYUMA' çağrısı yapıyorsa uyuyan kim?
Terör saldırısı olur UYUMA çağrısı, pkklılar açıklama yapar UYUMA çağrısı, pkknın partisi açıklama yapıp ortalığı karıştırır UYUMA çağrısı, AKP düzeni bozan faaliyetler yapar UYUMA çağrısı...
HERKES aynı çağrıyı yapıyorsa UYUYAN kim?
Demek ki herkes uyanık uyanık olmasına ama UYANMIŞLIĞI sergileyen yok... Harekete geçen yok.
Yaptığımız en güzel şey yorum yazmak -ki yapılsın, yazılsın bunda yarar var- ve birbirimizi gaza getirmek. 
Artık birbirimize bile tahammülümüz yok...
Şuradan bir pkklı gelip 'EFENDİ' bir şekilde sohbet etmeye kalksa oturur onunla sohbet ederiz... Bunu hepimiz yapıyoruz. Ancak bir Türk bölücü olmamasına rağmen, yıkıcı olmamasına rağmen en ufak aykırı bir sözünde hemen herkes saldırıyoruz... Bununla da kalmayıp ağzımıza gelen küfürleri ve hakaretleri edebiliyoruz. 
Herkes her konuda uzman hale gelmiş...
Düşünsenize her geçen hafta yeni bir gündem oturmakta Türkiye'nin manşetlerinde İngiltere, Fransa gibi dev ülkelerde bile gündem bu kadar hızlı değişmemekte. Fransa hala Libya'da olan olayları tartışmakta. 
Türkiye'de ise her gün hatta gün içerisinde bile iki üç manşet değiştiği yaşanmaktadır.
Meslek itibari ile haftalık yayın yapan gazeteleri görmekteyiz. Haftalık çıkan gazeteler kendi yayınlarını özene bezene seçiyorlar. Neden mi?
O haftayı kasıp kavuran haber gazetenin çıktığı hafta unutulup gidiyor da ondan. Manşetlerini kendi haberlerinden seçmeliler ki gündemde kalabilsinler.
Bu da gösteriyor ki; Türkiye'de gündem yani MANŞET haberi azalırsa YÜKSELMEK için çalışmalar başlar. Bir İngiliz (Entelijans) Ajanının söylediği gibi; Türklerin başında bela olmazsa, Türkler dünyanın başına bela olur... 

BAZI SÖZLERİMİZE DİKKAT!..
Van'da meydana gelen deprem Türkiye'nin acı günlerine acılar eklemesine sebebiyet verdi. Van'da hayatını kaybeden herkese Allah'tan rahmet diliyorum. 
Bazı şeyleri Hakk Teala'nın hesabına bırakmalıyız. Ahrete göçüp gidenlerin ardından da pek kötü söz söylememeliyiz.
Uzaktan 'OH' olsunlar gibi sözler biz Türk Müslümana hiç yakışmıyor. Kaldı ki ölenlerin pek çoğu da Anadolu'dan oraya görevli giden memurlardır.
Polis, Asker, Öğrenci, Hemşire, Öğretmen ve ailelerinin Van Merkezde ve Erciş'te yaşadığı ve yıkılan binaların birçoğunu bunların kullandığını duymaktayız. Kaldı ki Van'da yaşayanların bir kısmı da terörist değildir. Allah teröre bulaşmamış, vatanına ve bayrağına sahip çıkanlara yardım etsin. Göçenlerine Allah'tan rahmet kalanlara başsağlığı diliyor, göçük altında olanlarında inşallah en kısa zamanda çıkmalarını temenni ediyoruz...

FATİH ALTAYLI KONUŞUYOR!..
Kendisi de Vanlı olan Fatih Altaylı bu gün Van'dan canlı yayına bağlandı. Memleketinin o halini görünce duygulandı ve göz yaşlarını tutamadı. Altaylı'ya geçmiş olsun diyoruz ama Altaylı'nın nasıl gazetecilik yaptığını merak da etmiyor değilim. Van'da Türk Kızılayı'nın sınıfta kaldığını ve Van Merkezde hiç bir faaliyet göstermediğini söyleyen Altaylı'ya kendisinin orada olduğu saatlerde Türk Kızılayı'nın iki aracına Van girişinde durdurulduğu ve tır da bulunan çadırları Altaylı'nın hemşehrisi olan Vanlılar tarafından yağmalandığını bu nedenle de ihtiyaç sahiplerine çadır götürülemediğini söylersek ve hatta bu haberi kendi televizyon kanalı olan HaberTürk'de de geçtiğini söylersek utanacak mı acaba? 
Sanırım duygusal bir ruh halindeydi ve gerçekleri göremedi, söyleyemedi. Bu arada ben hatırlamıyorum siz hatırlıyor musunuz Altaylı gerçekleri ne zaman söyledi?
Bu yazıyı yazdığım sırada Van'da teröristlerin Mehmetçiklerimize saldırdı haberi geldi... İşte bu olay Vatan hainlerinin gerçek yüzünü oradaki cahil halka gösterecektir. Allah'tan umudumuz Asker ya da polisimizden bir zayiat olmamasıdır.
İhsan Serin
Araştırmacı Gazeteci

23 Ekim 2011 Pazar

O katili AKP Kurtardı?


Son zamanlarda terör saldırılarının artmasından dolayı AKP Milletvekillerinin MHP'yi ve özellikle devlet bahçeliyi suçladığını biliyor musunuz?
E, sen meclise cebinde parası olan ancak aklı kıt olan koyun sürüsünü çıkarırsan o koyun da başındaki eşek ne der ise ona inanır...
AKP'nin başındaki de seçim meydanlarında Devlet Bahçeli'ye 'Sayın apo yu sen neden asmadın' demedi mi?
Gerçekleri tekrar yazalım ki hafızalarımıza soran olursa cevabını verebilelim...
İşte Gerçekler;
TBMM 1 Ağustos 2002'deki olağanüstü toplantıda aldığı kararla idam cezası, yasalarımızdan çıkarıldı. Böylece pkk Lideri abdullah öcalan da idam edilmekten kurtuldu.
TBMM zabıtlarından Meclis'teki 550 milletvekilinin Öcal'ın asılması ile ilgili ne yönde oy kullandığını isim isim açıklıyoruz.
AKP'nin de TBMM'de 53 milletvekili ile yer aldığı, o zaman milletvekili olmayan Erdoğan'ın genel başkanları sıfatıyla misafir locasından izlediği AKP Grubu "EVET" oyu kullandı. Böylece 1 Ağustos 2002'deki olağanüstü toplantılarda idam cezası, yasalarımızdan çıkarıldı.
MHP grubu 117 milletvekili ile buna "RET" oyu verdi. Ancak diğer partiler ittifak yapıp idam cezasını kaldırarak Öcalan'ı da kurtardılar.
Terörist başı abdullah öcalan nın asılamamasının nedeninin şimdi AKP'de yer alan bir çok isimle birlikte Abdullah Gül'ün bakan olarak ve Necmettin Erbakan Başbakanlığındaki Bakanlar Kurulu'nün kararının olduğu ortaya çıktı.
İdam cezası kaldırılırken de AKP'li milletvekilileri ''İdam Kaldırılırsın'' diyerek Terör Başı Apo'nun idam edilmesimi engelleyenler arasında yer aldı. AKP Hükümeti zamanında da İdam yasalarımızdan tamamen ortadan kaldırıldı.
Terörist başı abdullah öcalan nın asılamamasının nedeninin şimdi AKP'de yer alan bir çok isimle birlikte Abdullah Gül'ün bakan olarak ve Necmettin Erbakan Başbakanlığındaki Bakanlar Kurulu'nün kararının olduğu ortaya çıktı.
İdam cezası kaldırılırken de AKP'li milletvekilileri ''İdam Kaldırılırsın'' diyerek Terör başı apo'nun idam edilmesimi engelleyenler arasında yer aldı.
İdamın kaldırılması için "kabul" oyu kullanan AKP milletvekilleri;
Dengir Mir Fırat, 
Sait Açba, 
Mahmut Göksu, 
Mehmet Özyol, 
Akif Gülle, 
İsmail Özgün, 
Mahfuz Güler, 
Zeki Ergezen, 
İsmail Alptekin, 
Faruk Çelik, 
Mehmet Altan, 
Ertuğrul Yalçınbayır, 
Osman Aslan, 
Nurettin Aktaş, 
Tevhit Karakaya, 
Ali Er, 
Abdülkadir Aksu, 
Mustafa Baş, 
Ali Coşkun, 
Hüseyin Kansu, 
Mehmet Ali Şahin, 
Nevzat Yalçıntaş, 
Abdullah Gül (Şu anki Cumhurbaşkanı), 
Salih Kapusuz, 
Mehmet Vecdi Gönül, 
Osman Pepe, 
Remzi Çetin, 
Özkan Öksüz, 
Avni Doğan, 
Ali Sezal, 
Sabahattin Yıldız, 
Eyüp Fatsa, 
Musa Uzunkaya, 
Ahmet Nurettin Aydın, 
Abdüllatif Şener (Şu anki Türkiye Partisi Genel Başkanı), 
M.Ergün Dağcıoğlu, 
Yahya Akman,
Zülfikar Izol, 
Maliki Ejder Arvas, 
Hüseyin Çelik, 
İlyas Arslan, 
Mehmet Çiçek, 
Ramazan Toprak, 
Kemal Albayrak, 
Abdullah Veli Seyda, 
Şükrü Ünal
İdamın kaldırılması için "kabul" oyu kullanan Bağımsızlar;
Cemil Çiçek, 
Numan Gültekin, 
Mehmet Ağar, 
Mail Büyükerman, 
Mustafa Yılmaz, 
Rıdvan Budak, 
Zafer Güler, 
Mustafa Düz, 
M. Ali İrtemçelik, 
Ihsan Çabuk, 
H. Fehmi Konyalı
İdamın kaldırılması için "kabul" oyu kullanan Saadet Partisi milletvekilleri
Rıza Ulucak, 
Latif Öztek, 
A. Cemil Tunç, 
Fahrettin Kukaracı, 
Sacit Günbay, 
Ahmet Sünnetçioğlu, 
Hüseyin Karagöz, 
Ali Oğuz, 
Osman Yumakoğulları, 
Bahri Zengin, 
A. Sever Aydın,
Fethullah Erbaş, 
Oğuzhan Asiltürk, 
Yaşar Canbay, 
M. Niyazi Yanmaz, 
Musa Demirci, 
Temel Karamollaoğlu, 
Mehmet Bekaroğlu, 
Mustafa Kamalak,
Hüsamettin Korkutata
İdamın kaldırılması için "kabul" oyu kullanan DSP milletvekilleri;
Tayyibe Gülek, 
Melda Bayer, 
M.Zeki Sezer, 
Uluç Gürkan, 
Ayşe Gürocak, 
Aydın Tümen, 
Hikmet Uluğbay, 
Mustafa Ural, 
Ertuğrul Kumcuoğlu, 
Sebahat Vardar, 
Hasan Macit, 
Ali Rahmi Beyreli, 
Hayati Korkmaz, 
Orhan Ocak, 
Sadık Kırbaş, 
Hasan Erçelebi, 
Mehmet Kocabatmaz, 
Ali Ahmet, 
Ertürk Şadan Şimşek, 
Necati Albay, 
Hasan Akgün, 
Fadlı Ağaoğlu, 
Ziya Aktaş, 
Nami Çağan, 
Yücel Erdener, 
Ahmet Güzel, 
Osman Kılıç, 
Necdet Saruhan, 
Sulhiye Serbest, 
Masum Türker (Şu anki DSP Genel Başkanı), 
Erdoğan Toprak, 
Güler Aslan, 
Saffet Başaran, 
Mehmet Çümen, 
Şükrü Sina Gürel, 
Hasan Metin, 
Atilla Mutman, 
Rahmi Sezgin, 
Necdet Tekin, 
Fikret Tecer, 
Ahmet Arkan, 
M.Emrehan Halıcı, 
Emin Kara, 
İsmail Bozdağ, 
Nazif Topaloğlu, 
Ş. Ramis Savaş,
M.Cengiz Güleç, 
Fevzi Aytekin, 
B.Fırat Dayanıklı, 
Hikmet Sami Türk, 
Ömer Üstünkol, 
Fikret Ünlü, 
Hasan Suna, 
Erol Karan
İdamın kaldırılması için "kabul" oyu kullanan DYP milletvekilleri;
Tansu Çiller, 
Sevgi Esen, 
M. Halit Dağlı, 
M.Nedim Bilgiç, 
Mahmut Bozkurt, 
İsmet Attila, 
Musa Konyar, 
Ahmet Iyimaya, 
Yıldırım Akbulut, 
S.Arıkan Bedük, 
Mehmet Baysarı, 
Salih Çelen, 
Hasan Ekinci, 
Ali Rıza Gönül, 
A. Oktay Güner, 
İlyas Yılmazyıldız, 
Necati Yöndar, 
Yahya Çevik, 
Necmi Hoşver, 
Mustafa Örs, 
Teoman Özalp, 
Oğuz Tezmen, 
Nevfel Şahin, 
A. Mehmet Çay, 
M.Kemal Aykurt, 
Mehmet Gözlükaya, 
Nurettin Atik, 
M. Salim Ensarioğlu, 
Salih Sümer, 
Ayvaz Gökdemir, 
Mehmet Sadri Yıldırım, 
Burhan Kara, 
Rasim Zaimoğlu, 
Hakkı Töre, 
Mehmet Dönen, 
Ramazan Gül, 
Turhan Güven, 
Hayri Kozakçıoğlu, 
Nurhan Tekinel, 
Hasan Ufuk Söylemez, 
Süha Tanık, 
Yıldırım Ulupınar, 
Mehmet Gölhan, 
M.Ali Yavuz, 
İsmail Karakuyu, 
Rıza Akçalı, 
Metin Kocabaş, 
Mehmet Sağlam, 
Metin Musaoğlu, 
Veysi Şahin, 
İbrahim Yazıcı, 
Mümtaz Yavuz, 
Nevzat Arcan, 
Kemal Kabataş, 
Erdoğan Sezgin, 
Takiddin Yarayan, 
Kadir Bozkurt, 
Nihan İlgün, 
Enis Sülün, 
Ali Şevki Erek, 
Eyüp Aşık, 
Ali Naci Tuncer, 
Necmettin Cevheri, 
Hacı Filiz, 
Faris Özdemir, 
Saffet Kaya, 
Mustafa Eren
 İdamın kaldırılması için "kabul" oyu kullanan Yeni Türkiye Partisi (YTP) milletvekilleri;
İsmail Cem,
İbrahim Y. Bildik, 
Ali Tekin, 
İsmet Vursavuş, 
Gaffar Yakın, 
Gönül Saray Alphan, 
Oğuz Aygün, 
Esvet Özdoğu, 
Ahmet S. Sayın, 
Metin Şahin, 
Halit Dikmen, 
Tamer Kanber, 
M. Güven Karahan, 
Mustafa Karslıoğlu, 
Abdulsamet Turgut, 
Mahmut Erdir, 
Ali Ilıksoy, 
Evliya Parlak, 
Ali Günay, 
Edip Özgenç, 
Akif Serin, 
İstemihan Talay,
Erol Al, 
Perihan Yılmaz Doğan, 
Bülent Ersin Gök, 
H.Hüsamettin Özkan, 
Bahri Sipahi, 
Cahit Savaş, 
Yazıcı Burhan Bıçakçıoğlu, 
Salih Dayıoğlu, 
Hakan Tartan, 
Kemal Vatan, 
Çetin Bilgir, 
M.Hadi Dilekçi, 
Nural Karagöz, 
Halil Çalık, 
M.Turhan İmamoğlu, 
Hasan Gülay, 
M.Cihan Yazar, 
M. Kemal Tuğmaner, 
Tunay Dikmen, 
Zeki Eker, 
Eyüp Doğanlar, 
Tarık Cengiz, 
Şenel Kapıcı, 
Metin Bostancıoğlu, 
Ahmet Zamantılı, 
Hasan Özgöbek, 
Mehmet Y. Ünal, 
Hasan Gemici, C. 
Tufan Yazıcıoğlu, 
Faruk Demir
İdamın kaldırılması için "kabul" oyu kullanan ANAP milletvekilleri;
Mesut Yılmaz, 
Mehmet Ali Bilici, 
Musa Öztürk, 
Halil İbrahim Özsoy, 
Yaşar Eryılmaz, 
Celal Esin, 
Nejat Arseven, 
Birkan Erdal, 
Yücel Seçkiner, 
Cengiz Aydoğan, 
Cengiz Altınkaya, 
Yüksel Yalova, 
Edip Safder Gaydalı, 
Kenan Sönmez, 
Beyhan Aslan, 
Nurettin Dilek, 
Abdülbaki Erdoğmuş, 
Seyit Haşim, 
Hamimi Sebğatullah Seydaoğlu, 
Evren Bulut, 
İ. Yaşar Dedelek, 
Mustafa Taşar, 
Mecit Pürüzbeyoğlu, 
Hakkı Oğuz, 
Aykut Levent Mıstıkoğlu, 
Erkan Mumcu, 
R. Kazım Yücelen, 
Bülent Akarcalı, 
Ahat Andican, 
Aydın Ayaydın, 
Şamil Ayrım, 
Mehmet F. Fırat, 
Ediz Hun, 
Yılmaz Karakoyunlu, 
Cavit Kavak, 
Emre Kocaoğlu, 
Nesrin Nas, 
Sühan Özkan, 
Şadan Tuzcu, 
Işın Çelebi, 
Sümer Oral, 
Işılay Saygın, 
Rıfat Serdaroğlu, 
İlhan Aküzüm, 
Murat Başesgioğlu, 
Cemal Özbilen, 
Sefer Ekşi, 
Mehmet Keçeciler, 
Miraç Akdoğan, 
Ahmet Tevfik Özal, 
Ekrem Pakdemirli, 
Ali Doğan, 
Süleyman Çelebi,
Ömer Ertaş, 
Hasan Özyer, 
Erkan Kemaloğlu, 
Şükrü Yürür, 
Sefer Koçak, 
Ahmet Kabil, 
Mesut Ahmet Yılmaz,
Ersin Taranoğlu, 
Mehmet Çakar, 
Yaşar Topçu,
Ali Kemal Başaran, 
Eyüp Cenap Gülpınar, 
Kamran İnan, 
Lütfullah Kayalar, 
Ataullah Hamidi, 
Burhan İsen, 
M. Salih Yıldırım, 
Zeki Çakan, 
Ali Güner, 
Yaşar Okuyan (Şu anki Emek Partisi Genel Başkanı)
İdamın kaldırılmasına "ret" oyu kullanan tek parti olan MHP'nin milletvekilleri;
Devlet Bahçeli,  
M. Metanet Çulhaoğlu,  
Ali Halaman, 
A. Fatin Özdemir,
Recai Yıldırım, 
Hasari Güler, 
Abdülkadir Akcan, 
Mehmet Telek, 
Nidai Seven, 
Adnan Uçaş, 
Mehmet Arslan, 
Koray Aydın, 
Şefkat Çetin, 
Sedat Çevik, 
Ali Işıklar, 
Abdurrahman Küçük, 
Hayrettin Özdemir, 
Mustafa Cihan Paçacı,
Şevket Bülent Yahnici, 
Osman Müderrisoglu, 
Tunca Toskay, 
Nesrin Ünal, 
Bekir Ongun, 
Orhan Bıçakçıoğlu, 
Ali Uzunırmak, 
Aydın Gökmen, 
Hüseyin Kalkan, 
Hüseyin Arabacı,
İbrahim Halil Oral, 
Ersoy Özcan, 
Süleyman Coşkuner, 
Burhan Orhan, 
Orhan Şen, 
Hakkı Duran,
İrfan Keleş, 
Salih Erbeyin, 
Ali Keskin, 
Mustafa Gül, 
Mihrali Aksu, 
Mücahit Himoğlu, 
İsmail Köse, 
Cezmi Polat, 
Mehmet Ay, 
Ali Özdemir, 
Mehmet Hanifi Tiryaki, 
Mustafa Yaman, 
Bedri Yaşar, 
Süleyman Turan Çirkin, 
Mehmet Şandır, 
Mehmet Nuri Tarhan, 
Osman Gazi Aksoy, 
Mustafa Zorlu, 
Yalçın Kaya, 
Hidayet Kılınç, 
Enis Öksüz, 
Cahit Tekelioğlu, 
Ahmet Çakar, 
Mehmet Gül, 
Nazif Okumuş, 
Esat Öz, 
Bozkurt Yaşar Öztürk, 
Mehmet Pak, 
Mustafa Verkaya, 
Yusuf Kırkpınar, 
Ahmet Kenan Tanrıkulu, 
Oktay Vural, 
Arslan Aydar, 
Mehmet Serdaroğlu, 
Sabahattin Çakmakoğlu, 
Hasan Basri Üstünbaş, 
Ramazan Mirzaoğlu, 
Meral Akşener, 
Cumali Durmuş, 
Kemal Köse, 
Faruk Bal, 
Ali Gebeş, 
Mustafa Sait Gönen, 
Hasan Kaya, 
Basri Coşkun, 
Namık Hakan Durhan, 
Hüseyin Akgül, 
Ali Serdengeçti, 
Mehmet Kaya, 
Nevzat Taner, 
Metin Ergun, 
İsmail Çevik, 
Mükremin Taşkın, 
Mükerrem Levent, 
Cemal Enginyurt,
Yener Yıldırım, 
Osman Fevzi Zihnioğlu, 
Ahmet Aydın, 
Vedat Çınaroğlu, 
Hüsnü Yusuf Gökalp, 
Lütfü Ceylan, 
Reşat Doğru, 
Nail Çelebi, 
Muzaffer Çakmaklı, 
Armağan Yılmaz, 
Ayhan Çevik, 
Ahmet Erol Ersoy, 
Mesut Türker, 
Şuayip Üşenmez, 
İsmail Hakkı Cerrahoğlu, 
Kürşat Eser, 
Sadi Somuncuoğlu, 
Şaban Kardeş, 
Hasan Çalış, 
Osman Durmuş, 
Abbas Bozyel, 
İlhami Yılmaz, 
Mehmet Nacar, 
Birol Büyüköztürk, 
Mehmet Kundakçı,
Müjdat Karayerli, 
Bekir Aksoy
http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=lq6Bz5x--tI
İhsan Serin
Araştırmacı Gazeteci

18 Eylül 2011 Pazar

Arap Baharı değil Arap Petrolü

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ortadoğu Kaos ortamından yararlanarak yenidünya düzenine hizmet edecek liderleri denetlemesi için çıktığı Arap Baharı Turunun perde arkasında var olan gerçekleri yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. Müslüman dünyaya liderlik etmek için görevlendirilmiş olan Başbakan Erdoğan şimdi Türklerin bir kısmını kandırıyor olsa da gelecekte kendisi de aynı duruma düştüğünde yine Türk insanının insafına sığınacaktır. Yıllardır söylemekteyiz şeytani oluşuma hizmet etmeyin. Bu şeytani oluşumun asıl amacı ülkelerin yer altı kaynaklarına ulaşmak ve bunun için ortaya çıkan ya da çıkabilecek bütün engelleri kaldırmaktır. Bakınız Fransa, Amerika, İngiltere, İtalya, Almanya ülke liderleri nasıl da NATO adı altında pislik sineği gibi üşüştüler Ortadoğu’nun üzerine. Tunus, Libya, Mısır, Ürdün, Lübnan ve Suriye’de kaos yarattırıldı ve harita da bunların en kuzeyindeki Türkiye’ye ise liderlik görevi verilerek gözleri kendi üzerine çekecek ve asıl amaç olana ulaşacak.
Peki neden bu ülkelerin tamamında rejim değişikliğine gidildi? Hiç düşüneniniz var mı?
Amaç, petrol ve doğalgaz rezervlerine kolay yoldan, engellenmeksizin ulaşmak. Bazı tahminlere göre;
-          Suriye, Kıbrıs, Lübnan ve İsrail arasındaki bölgede 3.45 milyon metre küp doğalgaz ve 1.7 milyar varil petrol
-          İsrail, Mısır ve Kıbrıs arasında kalan alanda 10 trilyon metreküp doğalgaz, 8 milyar varil petrol
-          Delta havzasında 7 trilyon metreküp doğal gaz ve 1.8 milyar varil petrol
-          Doğuya doğru uzanan bölgede 3 trilyon metreküp doğal gaz
-          3 trilyon dolar değerinde olan 60 milyar varil petrole eşdeğer hidrokarbon. Burada bulunan hidrokarbon rezervi, Türkiye’nin 572 yıllık, Avrupa’nın ise 30 yıllık doğal gaz ihtiyacını karşılayabilecek seviyede olduğu iddia edilmekte.
Bu iddialar ortaya atılmadan bir hafta öncesinde Kıbrıslı Rumların Doğu Akdeniz bölgesinde Türkiye’yi karşısına alacak kadar gözünü karartarak harıl harıl Petrol ve doğalgaz aramasını neye bağlıyoruz. Türkiye’nin İsrail olaylarını bahane ederek Karadeniz’de savaş gemisi yüzdürmeyi istemesini neye bağlıyoruz.
BAŞBAKAN UMARIM BU YAPTIĞIN KUKLALIK DEĞİLDİR
Söyledik ya ‘bir damla kan bir damla petrol değerindedir’ diye. Osmanlı’nın yıkılışının asıl sebebinin sınırları içinde bulunan Petrol rezervlerine ulaşmak olduğunu biliyoruz. Şimdi aynı oyun Osmanlı’ya ihanet edip onu parçalayan bu ülkeler üzerinde oynanmaktadır. Osmanlı’nın Türk Milletine mirası olan bu toprakların kaynaklarına ulaşmak için Müslüman Ülkelere liderlik görevine soyunması aslında Türkiye’nin büyüklüğünün göstergesidir ve hak ettiği kendi topraklarındaki kaynaklara ulaşmayı istemesi en doğal hakkıdır.
Bu liderliği yapacak kişi milletin bağrından yetişmiş ve soyu sopu bilinen -Türk olan-, İslami anlayışı net bir şekilde onaylanmış, sadece milletine ve ülkesine bağlı biri olsaydı desteklemek boynumuzun borcuydu. Ancak liderlik edecek kişi Erdoğan ise insan durup bir kez daha düşünüyor. Geldi geleli Türk milleti ve vatanın bekası için bir çivi bile çakmayan, hatta ülkeyi bölünmeye götüren, eğitim, sağlık, inşaat, medya ve daha birçok sektörü kendi aile ve akraba çıkarları için düzenleyen bir hükümet ve onun başbakanı kendi ülkesinde terör sorununu, bölünme sorununu ayyuka çıkarmışken diğer ülkelere liderlik ediyor olması oldukça güldürücü değil midir?
ASLINDA DURUM KARMA KARIŞIK BİR HALDE
Hükümet, bürokrasi ve basının tavrı genel itibariyle şöyle: Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin kendi başına veya üçüncü bir ülkeyle birlikte Münhasır Ekonomik Bölgesinde (MEB) arama yapması durumunda ne Türkiye ile Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ne de KKTC ile Kıbrıs Rum Cumhuriyeti arasında münhasır alanlar belirlenmediği için arama faaliyetine itiraz ediliyor. İtirazın muhatabı olacak merci konusunda ise kafalar had safhada karışık. Kimi Lahey’deki Birleşmiş Milletler Adalet Divanı diyor, kimi ise Türk donanması!
Bir defa MEB nedir? MEB ya da İngilizcesiyle ‘Exclusive Economic Zone’ Uluslararası Deniz Hukuku Konferansı’nda kabul edilen ve 1994’te yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (DHS) temel taşlarından birisi. Sahildar devlete, kıyıdan itibaren açığa doğru en fazla 200 mil uzanan bir alanda deniz yatağı ve deniz yatağı altında bazı egemenlik hakları tanıyan bir uluslararası hukuk kavramı. Sahildar devlet bu surette alan üzerinde hak sahibi oluyor. MEB ilan eden devlet, o bölgede deniz yatağı ve deniz yatağı altında bulunan canlı ya da cansız doğal kaynakların aranması, işletilmesi, korunması ve yönetimi konusunda hak elde ediyor. Ayrıca bu bölgede sahildar devlet yapay ada veya tesis kurma ve kullanma, araştırma yapma, deniz çevresini koruma ve gözetme, gümrük, maliye, sağlık ve göçle ilgili düzenlemeler yapma hakkı kazanıyor. MEB elbette tek taraflı ilan edilmiyor ve sahildar devletlerin aralarında anlaşma gerekiyor. İhtilafların muhatabı ise DHS bünyesindeki Deniz Hukuku Uluslararası Mahkemesi.
Türkiye ne DHS’ye taraf ne de dolayısıyla söz konusu mahkemeye. Nitekim geçenlerde Akdeniz’e donanma yollama konusu gündeme geldiğinde Yunanistan Savunma Bakanı Panos Beglitis Türkiye’nin artık DHS’yi onaylaması gerektiğini söyledi. MEB’in uluslararası bir dayanağı olması için adı geçen sözleşmeye taraf olmanın gerekliliği açık. Üstelik diğer ilgililerin çoğu taraf iken: Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, Lübnan, Mısır ve Avrupa Birliği ülkeleri gibi sözleşmeyi bugüne dek 162 ülke onaylamış. İsrail ve Suriye ise Türkiye gibi taraf değil. Bu da gösteriyor ki Türkiye bu petrol oyununda kolayca saf dışı bırakılabilecek.
HAÇLI TEZKERE KABUL EDİLDİ
Türkiye, AKP Hükümeti döneminde Amerika’nın isteği doğrultusunda Afganistan ve Lübnan’dan sonra bir başka Müslüman ülkesi Libya’ya da asker göndermeyi kabul etti. Meclis’te gizli oturumda görüşülen Libya tezkeresi, el kaldırıp indirme yöntemiyle yapılan oylamada kabul edildi.
Bu demek oluyor ki Meclis içerisinde bulunan her parti bu gizli tezkereye evet oyu kullandı. Bakanlar kurulunun 1 yıl süre ile Lübnan’a asker göndermeye izin verdiğini de görmekteyiz.
Tezkerede yer alan, “Libya'da istikrar ve güvenliğin yeniden tesisine yönelik uluslararası çabalara çok boyutlu katkıda bulunmak üzere” ifadesi ise dikkat çekti. “Çok boyutlu katkı” ifadesi, Türk askerinin olası bir kara operasyonunda da görev alabileceği şeklinde yorumlayabilir miyiz?
Afganistan’da ve Lübnan’da halk ile karşı karşıya gelmeyen Türk Askeri Libya’da farklı bir tavır içine sokuluyor olabilir mi?
Yıllardır NATO adı altında ABD askerlerinin korumalığı yaptırılan Türk askeri bu sefer korumalıktan direk savaşın içine atılmaktadır.
Sen hem petrol oyununda saf dışı bırakılacağını bil hem de korumalığa devam et. Bu aynen şuna benziyor. Kasasında para dolu, soyulma tehlikesi olan bir bankayı canın pahasına koruyan buna karşın aylardır maaş bile alamamış bir güvenlik görevlisinin durumuna benzemektedir.