milletvekili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milletvekili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2009 Salı

Milletin geleceği tarihindedir


Tarih, milletin hafızasıdır; sağlıklı hafızaya sahip millet sağlıklı olmaya adaydır, zira o milletin sağlıklı olabilmesi için başka unsurlara da ihtiyacı vardır. Ama hafıza sağlık bakımından diğerlerinden çok önemlidir; adeta nirengi noktasıdır.

Bir milletin hafızası doğru oluşmamışsa, o millet, hafızası yanlış teşekkül etmiş bir insanı andırır. Hafızası realiteyi ihtiva etmeyen bir kişi hastadır; yapmadığı şeyleri yaptığını zannedip, aslı astarı olmayan olaylarla mazisinin dolu olduğuna inanır; ömründe tavuk kesmediği halde, kendisini pek çok kişinin katili zannederek polisten köşe bucak gizlenir. Yanlış toplumsal hafıza da milli felaketlere sebep olur.

Resmi tarih zaman ırmağında akan milletler için bazen zaruret haline gelebilir. Milletlerin muhataralı dönemleri olabilir, böyle durumlarda paniğe meydan vermemek için yönetimi elinde bulunduranlar bazı konuları gizlemenin haklı olarak zaruretini duyarlar. Fakat bu uzun bir süre devam ederse, tarihin ray değiştirmesi sonucunu doğurabileceğinden ciddi devlet adamları ipi gevşetebilirler. Milleti ürkütmeden, yumuşak bir tarzda gerçeklerin bilinmesini sağlarlar.

Resmi tarihi, gece baskını şeklinde yaptıkları darbelerle işbaşına gelen diktatörler istismar etmişlerdir. İdareye el koymalarını, hatta diktatörlüklerini haklı göstermek için resmi tarihin sayfalarında öyle hayali olaylar yer alır ki, okuyanın dudağına bir tebessüm bırakırlar. Fakat körpe dimağlar o dönemleri bilmedikleri için inanabilirler. Bu diktatörlerin en büyük didişmeleri kendilerinden öncekilerledir. Onları milletin kaderine tasallut etmiş kişiler olarak gösterirlerken, kendilerine methiyeler yazdırırlar. Kendilerinden önceki devirler ebedi bir karanlığa itileceğinden bir milat ortaya çıkar. Bu da milleti hafızasından koparır. Millet günün birinde bir felaketin içinde gözlerini açar, eksiklerini hisseder, ama neler olduklarını bir türlü teşhis edemez; çünkü idrakinden silinmişlerdir. Yeteneklerinin çoğunu kaybetmiş sosyal şahsiyet olarak milletler camiasında varlığını sürdüremez. İnsanlık medeniyetinin zenginleşmesine katkıda bulunmayan milleti zaman geçtikçe kurutur; bir gün dilini ve dinini elinden alır; onu milletler mezarlığına sürükler.

Milletin hafızasının karşılaştığı en ciddi tehlike herhalde ideolojik tarihtir. Guizot'a göre Fransa'yı günışığına çıkaran burjuvadır; dolayısıyla Fransa'nın kaderine hükmetmek sadece onun hakkıdır. Marksistler de tarih yapıcıları olarak emekçileri putlaştırırlar. Gerçek demokrasinin işçi diktatörlüğü olduğunu savunurlar. Bu tip anlayışlar milletin büyük çoğunluğunu yönetimden uzaklaştırır, sadece demokrasiyi değil, toplum huzurunu da yok ederler. Kişiliğini idrak eden fertler sürü misali güdülmeyi onursuzluk saymazlar mı?

Maddeciler ise tarihi, ideolojik açıdan çok farklı yorumlarlar. Ona determinist bir karakter yüklerler. Komün hayatından gelen insanoğlu değişik cemiyetlerde belli aşamalardan geçmek zorundadır. Olayları da hep sınıf açısından ele alırlar. Aslında tarih ne determinist bir karakter taşır ne de sınıflar sosyal bünyenin değişmez bir vakıalarıdırlar. Gerçekle hiç ilgisi olmayan tarih anlayışıyla Ruslar mazilerini ele alınca, işte o zaman Ekim İhtilalı’ndan daha büyük devrim yaptılar. Kiliselerine, resmi binalarına hatta evlerine bakan, Rusların üslup sahibi olduklarını görürdü. Üsluplarıyla beraber büyük adam yetiştiren potansiyellerini de kaybettiler. Komünist ihtilalından sonra ne bir Dostoyevski'leri ne de bir Gogol'leri doğdu. Daha bu telakkinin bütün acı sonuçları derlenmedi; zira sosyal olaylar meyvelerini geç verirler. Tarihle oynamanın bir millete ne büyük felaketler getireceğini insanlık, Rusların önüne kaderin koyacağı faturada görecektir.

3 Haziran 2009 Çarşamba

’Ne mutlu Türk’üm diyene’ gibi sözler rencide ediyor ‘muş!...’

Bu hükümet iktidara geldiği günden beri çıkardığı sorunlar ortada olmasına ve bizlerinde bu sorunları her defasında sizlere iletmesine rağmen nedendir bilinmez gözlerinizi, kulaklarınızı kapatıyorsunuz.
Bunun birçok sebebi var. En önemlisi ise tamamen duygusal sebeplerden kaynaklanıyor olabilir. Örneğin birçoğunuz vatanın ne demek olduğunu henüz öğrenememişsiniz. ‘Vatan toprağı kutsaldır’ diyen herkesi bölücü, kışkırtıcı, eli kanlı, solcu, sağcı, faşist gibi sözlerle bastırıp susturdunuz. Vatanın kutsallığını savunan insanların, onun için mücadele eden insanların dağa, taşa vatan, millet sevdalarını yazmalarına şimdiye kadar toplumun genelinden alacağınız tepki yüzünden korkup ses çıkarmıyordunuz.
Artık iktidar elinizde, devletin ve milletin paralarını çalıp cebinizi şişirirken korkmuyorsunuz, iftira atarken korkmuyorsunuz, Allah’ın adını kullanarak yalan söylemekten çekinmiyorsunuz, bölücülük, ayrımcılık yapmaktan korkmuyorsunuz ve artık Türk kelimesinden ne kadar nefret ettiğinizi söylemekten de korkmuyorsunuz.
Artık iktidar elinizde.
Densizlik, edepsizlik, terbiyesizlik, aymazlık iktidarda ya artık.. oynatın atınızı, itinizi…
Bakın bu densizlerden biri bu vatanı kuran kahraman milleti yok sayarak ne dedi; “’Ne mutlu Türk’üm diyene’ gibi sözler rencide ediyor.”
Bunu söyleyen sade sıradan vatandaş değil. Bunu söyleyen halkın oylarıyla TBMM’de koltuk işgal etmiş, milletvekili olan biri.
Bu AKP milletvekili olan densiz kürdistan Haber Ajansına açıklamalar yapıyor, iktidar ile dtp, Barzani ve pkk arasında arabuluculuk yapıyor. Yıllardır babalarının, dedelerinin biriktirdiği kini, zehri hazır iktidardayken ortalık yere kusuyor.
Şimdi o aymaza sormak lazım pkk terörist midir? Yoksa akrabalarına, kardeşlerine, oğullarına terörist demek kanına mı dokunuyor. Yanlış cümle kullandım.. af buyurun bu zihniyette olan biri kansız, satılmış, haindir…
Rencide oluyormuş..
Sen o çok değer verdiğin dokunulmazlığın iktidardan inince kalkacak ya hani… Seni rencide etmek için kuyrukta bekleyen Türk halkını görünce ne yapacaksın.
Konuşun konuşun…
Siz konuştukça halk gerçek yüzünüzü, asıl niyetinizi görüyor. Konuşmaya devam edin siz.
Sizin yularınızı tutan yok mu? Böyle sağa sola salyalarınızı bulaştırdığınızda ucundan tutup çekecek ipiniz kimin elinde…
ARTIK UYANIN
Bizlerin oyları ile meclisi işgal eden, vergileri ile geçimlerini sağlayan bu haddini bilmez soytarı ve bunun gibilere bir ders verme zamanıdır.
Vergi vermeyelim bunlarda maaş almasın diye aptalca bir düşünceye girmeyin. Bu ve bunun gibiler yıllardır pkk gibi katillerin faaliyetlerinden, uyuşturucudan, kaçakçılıktan para kazanıyorlar.
Bunların bir kısmı da Fenerlerden geçimlerini sağlarlar…
’Ne mutlu Türk’üm diyene’ gibi sözler rencide ediyor

İŞTE O HABER

HÜRRİYET - 3 Haziran 2009
’Ne mutlu Türk’üm diyene’ gibi sözler rencide ediyor
AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’ye yakınlığıyla bilinen Kürdistan Haber Ajansı’na, iktidar ile DTP arasındaki ilişkilerle ilgili açıklamalarda bulundu.

Arslan, DTP lideri Ahmet Türk’ün Başbakan’dan randevu talep etmesiyle ilgili olarak şunları söyledi: "Başbakanımız halkın oylarıyla parlamentoya gelmiş bir partiyle görüşmezlik yapmaz. Ama şu var. DTP’nin terörü kınamasını hep istedi. DTP bunu PKK’yı kınamak olarak algıladı ve bu gücü gösteremedi. Sayın Başbakan’ın DTP lideri Sayın Ahmet Türk’le en kısa sürede görüşeceğine inanıyorum. Zaten daha önce de görüşecekti. Fakat tam o sırada 10 erin şehit olması o görüşmeyi engelledi." Kürt sorununun çözümü için devlet kurumları arasında mutabakat oluştuğunu belirten İhsan Arslan, hem Kürt hem de Türk kamuoyunun çözümden yana olduğunu, bu yönde geri dönüşü olmayan bir sürecin başladığını söyledi. İhsan Arslan, Kürt sorununun çözümünde mutabık olanları, Cumhurbaşkanlığı, Başbakan, Genelkurmay, medya ve sermaye olarak göstererek, şöyle dedi: "Hiç kimse, ’Hükümetin bu konuda bir programı yok’ demesin. Hükümet her türlü diyalog ve çalışma içinde, gereken tedbirleri alma gayreti içerisindedir. Dağlara yazılan, ’Ne mutlu Türküm diyene’ gibi sözler orada yaşayan halkın duygularını rencide ediyor."