ihsan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ihsan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2011 Perşembe

ÖSYM kaldırılmalı…

ÖSYM Başkanı Ali Demir

   Aslına bakarsanız ÖSYM Türkiye’nin kara yüzüdür. Mesela ilkokula başlayan bir çocuğunuz var bu sınavı kazanamama ihtimaline karşılık en fazla lise mezunu olacak. Lise mezuniyeti iş hayatında pek de iyi bir mezuniyet durumu değil. Bunun için üç farklı yol seçilmelidir. Birincisi; erkek çocuğunuz ilk okulu bitirip okuma yazmayı öğrenince orta okul falan okutmayıp doğru sanayiye gönderilmeli, kız çocukları ise evde koca beklemelidir. İkinci yol ise uzun ve meşekkatli bir yoldur. İlkokula başladığı günden itibaren her sene okula ile birlikte dershaneye göndermek ve üniversite sınavına kadar bunun böyle devam etmesi. Aman dikkat okula gitmese de olur rapor falan birşeyler uydurun ama dersaneye devamsızlık yapmaması önemli. Üniversitenin kapısından içeri girince biraz daha rahatsınız artık.
   Üçüncü yol ise basit ve masrafsız! Çocuğunuzu alın ve cemaatin içine yerleştirin. Normal okuluna devam etsin. Üniversite sınavına falan çalışmasına gerek yok.  Zaten zamanı geldiğinde abileri ona ŞİFRE verecektir. Ben artık üçüncü yolu tavsiye ediyorum. Masrafsız… Hatta velileri olarak cemaate girerseniz devlet memurları iyi bir pozisyona geçtiği gibi ticaret yapanlar ise nereden geldiğini kendilerinin bile anlamadıkları mal varlıklarına sahip olacaksınız...
   ÖSYM gibi bir kurumun Türkiye gibi büyük bir ülkede kurulmuş ve halen de faaliyetine devam ediyor olması büyük bir ayıptır. Bu ayıbı geçmişten günümüze gelen hükümetler ortaklaşa paylaşmaktadır. Ancak bu gün iktidarda olan hükümet hem bu ayıbı taşıdığı gibi ÖSS ve ÖSYM tarihinin en büyük ayıbını yapmıştır. Skandallara imza attıkları sorumluları ve hatta şerefli bir insan gibi kendileri istifa edeceklerine bir de pişkin pişkin bu yaptıkları ayıba sahip çıkmışlardır.
Son yapılan ‘şifreleme’ olayından sonra bu hükümet döneminde yapılan tüm sınavların gözden geçirilmesi gerekmektedir. Ales, ÖSS, ÖSYM, KPSS, Polislik vs. gibi ve diğer sınavlarında hemen hepsinin tekrar ele alınması ve araştırılması gerekmektedir.
   Diğer taraftan çocuklarımızı okutmak için binbir emek ve para harcıyoruz. Fakat devlet gelip bir yerde önümüze ket vuruyor. Bunun yerine üniversitelerin sınavsız olmasının şart olduğu bir dönemde yaşamaktayız. Üniversitelere girişin sınavlı olması geçmişte olduğu gibi şimdiki hükümetin de yüz karasıdır. Meydanlara çıktıklarında kendi dönemlerinde bilmem kaç tane üniversite yaptıkları gibi maltaval okuyan hükümet yetkilileri bu sayının yeterli olmadığını ve bu yetersizliğin kendi yetersizlikleri olduğunu görmezler mi? İlkokul ve lise gibi üniversitelerin de sınavsız olması şarttır ve bu sınavsız üniversite sistemiyle son derece gereksiz olan ve tamamen para tuzağı olan dersane sisteminin de sonu gelecektir.
   FTÖ GELİYOR HAYIRLI OLSUN
   Bu yapılan devlet kademelerinde kurumsallaşmaktan başka bir şey değildir ve buna vesile olanın Fettullah Cemaati olduğu açıkça görünmektedir. Medya kuruluşlarında çıkan haberlere bir yalanlama getirilmediği içindir ki bu yapılanlar Fettullah cemaatinin AKP eliyle devlet kademelerinde örgütlendiğinin bir kanıtı olarak karşımıza çıkmaktadır.
   Çok basit suçlamalardan göz altına alınan bir ülke haline gelmiş olmamıza rağmen Fettullah Cemaatinin yaptıkları karşısında cemaatin Türkiye kanatını oluşturan üst düzey yetkilileri ve onların devlet kademelerindeki iş birlikçileri hakkında soruşturma başlatılması ve derhal tutuklanması gerekmektedir. Yapılmadığı takdirde Fettullah Cemaatine bağlı olmayan tüm gençlerimiz mevzu bahis olan ŞİFRE’lerden habersiz olacak dolayısı ile sınavlardan düşük puan alacak, ŞİFRE’lerden haberdar olan ve sınavlara ŞİFRELER üzerinden hazırlanan cemaat mensubu gençler ise yüksek puan alarak cemaat liderlerinin istediği üniversitelere yerleşecek. Üniversiteyi bitirdikten sonra devlet kurumlarında işleri hazır beklediği içindir ki; ilerleyen zamanlarda devleti ve hükümetleri istedikleri gibi yönetecek pozisyonlara gelecekleri gibi bu yapılan örgütlenme çalışmasının sonucu TERÖRE kadar gidecektir.
   Şimdiden Fettullan Terör Örgütünüz hayırlı ve uğurlu olsun…

14 Nisan 2009 Salı

Uyuyamıyorum Yardım Edin

Aranızda uzmanlar var mı? Uykusuzluk dönemlerinde ne yapılması gerektiğini bilenler var mı?
Rahat rahat uyuyabilenler var mı?
Benim uykusuzluk sorunum var yardım edin. Bende sizler gibi başımı yastığa koyduğumda uyumak istiyorum.
Karabağ’da kanlı bayrak dalgalanıyor, Azerbaycan Türkü ağlıyor, ben uyuyamıyorum.
Musul’da Kerkük’te Türkmenler acı içinde, o toprakların bir gün ellerinden alınacağını biliyor uyuyamıyorum.
Güney Azerbaycan’da soydaşlarım baskı altında bunu düşünüyor uyuyamıyorum.
Yunanistan’da kardeşlerim baskı, gözyaşı içindeyken uyuyamıyorum.
Ya Çin. Çin kanımın canımın parçasını her gün kırıyor. Her gün etimden bir parça koparıyor. Canım yanıyor uyuyamıyorum.
Türkiye’de hayasızlar kol geziyor… uyuyamıyorum.
İstiklal Marşı’nın eşsiz dizeleri geliyor aklıma;
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
okuyorum, uyuyamıyorum.
Sonra kendi kendime söz veriyorum, “Ya Rabbi; senin vaat ettiğin günlere kavuşuncaya kadar gövdem siperdir hayasızlara…”
Aklımdan bu düşünceleri silip atmak istiyorum. Bende sizler gibi rahat rahat uyumak istiyorum. Buna önerecek bir reçeteniz var mı?
Çırpınırdı Karadeniz bakıp Türkün Bayrağına
Ah ölmeden bir görseydim ‘Karabağ’
Düşebilsem toprağına…
Azerbaycan Bayrağının Karabağ’da dalgalandığını gördüğüm güne kadar uyumak istemiyorum. Uyuyamıyorum.
Nasıl uyursunuz anlatın bana. Tarif edin ne yapmalıyım. Var mı bu işin bir ilacı. Bu normal midir? Delilik mi?

12 Nisan 2009 Pazar

Bu kadar benzerlik olmaz!

Günümüzde iktidarı ele geçiren güçler bundan 130 yıl evvelde sahnedeydiler. Türkü hor gören, küçümseyen ve parçalayıp köle durumuna getirmeye çalışan bu zihniyet gaflet içinde hareket etmektedirler. Şer odaklarının birleşmesiyle ve devlet alanlarında gerçekleşen kadro yapılanmasıyla Osmanlı’nın yıkılışını hazırlayan o döneme bire bir benzemektedir. Kendileri Padişah edasıyla saltanat sahibi olarak gören iktidar sahipleri o zamanda Arnavut, Boşnak, Ermeni ve Rum’un yaptığı gibi Türk’e küfrediyor, hakaret ediyor ve küçük görüyor.
O dönemde Osmanlı’yı bölüp parçalamak isteyen azınlıklar Türk’e kin, nefret ve öç alma duygusu halindeydiler. Bu günde Türk’e aynı kin, nefret ve öç almak isteyen iktidar sahipleri vardır.
Unutulmasın ki Padişah saltanatın sahibidir. Bu gün ise saltanat Anayasanındır. Asıl vahim olan durum ise Anayasa’nın Türk’ü koruması gerekirken, Türk Anayasa’yı korumak zorundadır.
Bu gün yaşanan olayları iyi analiz etmek için Osmanlı’nın son dönemlerine gitmemiz gerekmektedir. Dikkatle inceleyiniz birçok ortak nokta bulacaksınız…
Osmanlı koca cihan imparatorluğu olduğundan bünyesinde birçok din ve milletten tebaa bulunmaktaydı. Toprakları genişletmek ve sınırların güvenliği için azınlıklara güvenilmemekte ve orduları tamamen Türklerden oluşmaktaydı. Türkler cephelerde Osmanlı tebaasının canlarını, mallarını ve namuslarını korurken Osmanlı’nın azınlık tebaası ise siyasetle, ticaretle, sanatla uğraşıyor devlet görevlerinde üst düzey yönetimlere kadar geliyor, mallarına mal, paralarına para katıyordu. Arnavut, Bulgar, Boşnak, Yahudi ve daha birçok azınlık özellikle Ermeniler devlette ve ticarette en üst makamlara geliyor devlet içinde örgütlenmeye, yayılmaya hızla devam ediyorlardı. Daha 1882 yılında her azınlık kendine bir harita hazırlamış Osmanlı’nın yıkılışından sonra buraları almak için İngiliz ve Fransız hükümetlerine bunu kabul ettirmeye çalışıyorlardı.
Devlet görevlerinde ve zengin zümreyi genelde azınlıklar oluşturduğu için fakir veya köylerde yaşayan Türkler küçümseniyordu. 2’inci Abdülhamit Hanı bile çileden çıkartan bir olay söz konusu olmuştur. 2’inci Abdülhamit zamanında saray bahçesinde cereyan eden şu olay ibret vericidir:
Saray görevlisi bir Arnavut, bahçıvanlık yapan bir Türk’e özündeki bozuk mayası icabı ‘Pis Türk’ diye bağırır. Sarayın penceresinden bu hakarete şahit olan İslam Halifesi 2’inci Abdülhamit Han, Arnavut görevliye seslenerek “Unutma ki bende Türk’üm” diye cevap verir. Henüz Arnavut görevliyi cezalandırıp cezalandırmadığı hakkında bir belge yoktur.
Başka bir olay ise Ahmet Vefik Paşa’nın Bursa Valiliği sırasında meydana gelir. Paşa, Bursa Valiliğine bağlı kazaları teftişe çıkar. O zamanlar Osmanlı tebaasına dahil tüm azınlıklar etnik kökenlerini söyleyebiliyorlardı. Fakat İmparatorluğun asil unsurunu teşkil eden Türkler bunu sanki ayıpmış ya da biri ceza verecekmiş gibi saklarlardı. Bursa o tarihte bir iskan ve göçmenler bölgesiydi. Paşa uğradığı bir kasabada halkla sohbet ederken karşısındakilerin kökenini sorar. Herkes -göğsünü gere gere-‘Boşnakım, Arnavutum, Gürcüyüm, Çerkezim’ der. Sıra oranın yerlisi olduğu belli olan soluk bir ihtiyara geldiğinde adamcağız ezile büzüle; “Türküm efendim” der. Bunun üzerinde Paşa; “Niçin saklıyorsun öyle?” diye sorar, “Türk olmak kabahat mi? Bak ben de Türküm” adamcağız sevinerek “Sahi mi Paşa? Sende Türk müsün? Demek Türk’ten de Paşa olurmuş ha?..” cevabını verince Ahmet Vefik Paşa’nın gözleri dolar. “Paşa da kim oluyor. Türk’ten Padişah çıkar Padişah anladın mı?” dedikten sonra rahatça ağlayabilmek için tenha bir yere gider.
Evet, fütuhatları yapan, imparatorluklar kuran ve 600 yıldan fazla yaşatan, dünyanın sitayişle bahsettiği Türk Milleti öz yurdunda hor ve hakir görülüyordu. Devletin külfeti Türk’e, nimeti ise –ötekilerine- azınlıklara düşmüştü.
O zamanlarda azınlıklar dernekler, vakıflar kurmuşlar, cemaatleri de arkalarına alarak çeşitli eylem ve entrikalarla Osmanlı’nın kuyusunu kazıyor, Türk’ü yok etmenin planını yapıyorlardı.
Bir kısım Türk şahsiyetini de hürriyet ve müsavat gibi teranelerle planlarına dahil eden etnik gruplar ve onları her fırsatta teşvik eden, tahrik eden Fransız, İngiliz ve Moskof gayelerine ulaşmış, vakitsiz olarak 1’inci Meşrutiyeti ilan etmişlerdi.
Kurulan Meclis-i Mebusan’ın çoğunluğu azınlıklar ve Gayri Türklerden oluşmaktaydı. Bu gün bize Hürriyet Kahramanı olarak yutturulan o günün sadrazamı Mithat Paşa şükerası öyle bir Kanun-i Esası yapmışlardır ki; bu taslağı gören 2’inci Abdülhamit; ‘Paşa Paşa!... Bu Kanun-i Esası yürürlüğe girerse milletimin hakimiyet hakkı ne olacak’ diye bağırır. Meclis-i Mebusan demode silahlı, eğitimi noksan bir orduya sahip olan Türkiye Devletini meşhur Türk-Rus 93 Moskof savaşına itmiştir. Elinden yetkileri alınan Abdülhamit Han, bütün gücüyle direnmişse de imparatorluğun felaketini hazırlayan Rumeli’nin kaybına ve doğuda Kars, Ardahan ve Erzurum gibi vilayetlerin elden çıkmasına, milyonlarca vatan evladının can vermesine sebebiyet veren bu savaşı önleyememiştir.
Mithat Paşa’nın bu ihanet kokan ve pervasız savaşı ayrıca yeni yeni sesleri çıkan Ermeni hareketlerinin de elini güçlendirmiştir.
O tarihlerde Meclis-i Mebusan’a ‘Azınlıklar Meclisi’ denildiği Türk Aydınları tarafından bilinirdi. Devleti harbe iten azınlıklar meclisi bu savaşta Türk Devleti’nin zararla çıkacaklarını kesin olarak biliyorlardı. Zaten başlıca arzuları da bu idi. Bu kendi milletinin istiklali için gerekli görülen kaçınılmaz şartlardandı. Osmanlı’nın azınlık tebaası kendi devletlerini meydana getirmenin en büyük şartı olarak Türk kanının oluk oluk akmasının gerektiğini biliyorlardı. Öyle de oldu.
Felaketler birbirini kovalamış, Birinci ve İkinci Balkan Savaşları memleketi harap ederken her kafadan bir ses çıkıyordu. Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük akımları adeta birbiriyle çarpışıyordu.
Osmanlıcılık akımlarına yapışanların çoğunluğu ve İslamcılık akımına kapılanların üst düzey kısmı ortaya attıkları fikirlerde hiç de samimi değillerdi.
Bu fikirleri paravan olarak kullanıyor, aslında azınlık ırkçılığı ve Türk düşmanlığı yapıyorlardı.
Osmanlıcılar ve İslamcılar akımının içinde hatırı sayılır birkaç Ermeni, Arap, Arnavut ve Türk olmayan Yahudi’nin de olduğu bu gün de bilinmektedir.
‘Büyük Şair Merhum Mehmet Akif Ersoy’da İslamcılar grubuna dahildi. Ancak yılların getirdiği ızdırap ve felaketler, azınlık ırkçılarının tutumu Mehmet Akif’in kafasında inkılâp yaratmış, İngiltere’nin desteği ile Yunan Palikaryalarının İzmir’e çıkmasını fırsat bilen yerli Rumlar, Türk halkına karşı katliam ve zulme yönelmişlerdi.
Buna; ‘Vah tüh’ demekten fazla bir şey yapmayan Osmanlıcılar ve İslamcıların bu tavrına sinirlenen Akif şu olaydan sonra niyetini açıklar ve tarafını belirler:
‘Beş-on arkadaş toplanmış, Rum mezalimini konuşuyorduk. Bir kişi telaşla içeri girdi. Asırlarca Türk Milletinin nimeti ile perverde olan yerli Rumların, Türk haklına karşı giriştikleri hunharca zulümlerden söz etti. O koca Akif birden haykırdı “Orada derhal bir Türk Ocağı açınız” deyince Merhum Akif ile birlikte toplantıya gelen zevat hayret içinde “Üstat sen de mi?” demesiyle Akif, “Evet, ben de” diyerek kararını açıklıyordu. Bundan sonra gerçekleri bütün açıklığı ile gören, ihanet ve suikastların şahidi olarak olgunlaşan Mehmet Akif karşımızdadır. O artık gerçek anlamıyla bir milliyetçidir. Artık Türk Milletine hitap ediyor…’
Hasan Basri Çantay’ın Merhum Akifname isimli eserinden aktardığı bu olaydan sonra yazılarında ve şiirlerinde Bayraklaşan Akif’i görmekteyiz.
‘Bir zamanlar biz de Millet,
hem nasıl illetmişiz;
Gelmişiz dünyaya
millet nedir Öğretmişiz!..’
Hadiseler birbiri ardına olurken Halife’nin Cihad-ı Ekber ilanına rağmen Müslüman milletler bu fermana duyarsız kalmakla yetinmeyip yer yer düşmanla da iş birliği yapmış Türklere saldırmışlardır.
Türk-İslam düşmanı işgalcilere karşı İslam’ın şerefini korumak bir avuç Türk’e kalmış, Allah’ın lütfu inayetiyle, bu kaostan güçlenen düşmana karşı Türkler muzaffer olmuşlardır.
O tarihte Osmanlıcılar Türk’ü yok saymakta, İslamcılar ise hakir görmekteydiler. Bu gün Akif’e İslamcıydı yakıştırmasını yapanlara tokadı Akif’in kendisi atmakta.
İstiklal Marşı’nı Büyük Türk Milletine armağan eden o ölümsüz eseri yazan; İslam erdem ve fazileti, Türk’ün gücü ve damarlarındaki cevherin şahlanması sonucu çıkmış koca bir yürek sahibidir ancak.
Bunu hiçbir dille ve dinle anlatacak kişi yoktur. Bu Allah’ın Akif’e ilhamıyla yazdırmasıdır.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Daha önceleri ‘Milliyet’ kelimesinden bahsetmekten bile kaçınan Akif, ‘Irk’ kelimesini kullanmakta hiçbir sakınca görmemiştir.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
Şimdi soruyorum; uyanmamız için illa bir musibetle mi karşılaşmamız lazım? Halbuki ısrarla ‘Felaket kapıyı çalmadan kucaklaşalım, kaynaşalım, aynı milletin çocukları olmanın idrakine varalım ve Türk Birliği etrafında birleşelim’ diyorum. Bırakın sağı, solu… Azeri’yi, Özbek’i. Bunları gömlek saydık, alın size Türk giysisi (Ateşten gömlek)
Kaderde, kıvançta, kutsal değerlerde, vatanın ve milletin bölünmezliği inancında birleşen her Türk vatandaşına sesleniyor, kutsal davanın saflarına çağırıyorum.
Alın uyku TOKADI Akif’ten;
Vatanın takadı yoktur yeniden ihmale;
Doludizgin gidiyor, baksana izmihlale!
Ey Cemaat, uyanın elverir artık uyku!
Yok mu sizlerde vatan namına hiçbir duygu?
Düşmeden pençesinin altına istikbalin,
Biliniz kadrini hürriyetin, istiklâlin.
Günümüzde de boy gösteren bu akımlar ve onları kukla gibi kullanan cemaatler; Türk Milletinin değer yargılarıyla oynuyor, fikir adamlarına ve önderlerine eziyet ediyor aydınlarını bir şekilde susturuyor.
Niyetleri Osmanlı zamanında yükselerek tüm dünyaya kafa tutan Türk Milliyetçiliğini bastırmak. Türkçülük akımını yok etmektir. İstedikleri ılımlı İslam adı altında sahte bir din yaratmış olan İslamcılık hareketini azdırmak ve Osmanlıcılık sapkınlığıyla halkın kafasını bulandırmaktır.
Afrasyap’ın soyu Türklükle Şereflenmiş, İslam’la yücelmiştir.
Bizler birbirimize; faşist, komünist, sağcı, solcu, dinli, dinsiz diye saldırırken ‘ASIL DİNSİZ’ bu akım yapıyor yapacağını.
Sorarım size bu ülkede faşizm ile komünizm ile solculuk ile sağcılık ile suçlanarak çile çektirilenler var mı? Peki, kapitalist diye ceza alan bir tek kişi gösterin. O halde aramızda kapitalist yok. O zaman batı bize kötüyü dayatmış kendisine yararlı olan iyiyi kendisi kullanmış. Biz hala birbirimizi boğazlarken kapitalizm sömürü zihniyetiyle malına mal, parasına para katmaya devam ediyor.
Ne oldu bize de bu hale düştük. Türk demek ne zaman ayıp oldu. Kürt, Ermeni ve diğerleri Televizyonlarda bizim aydınlarımıza hakaret ederken bizim sesimiz neden çıkmıyor?
Açık ve aleni ortada olan Ermeni Diasporasının ve onun iş birlikçilerinin öldürdüğü ve hatta kendisinin de kendi ülküleri için ölümü bile bile kabul ettiği Hrant Dink diye biri ölüyor ‘Vah tüh. Ne iyi adamdı’ diyoruz… Kendini bilmez birkaç soysuz da çıkıyor ‘Ben Ermeniyim’ diyor. Bana ne sen zaten Türk olamazsın ki ne olursan ol…
Bir de ortada duran bir vahşet varken Ermenistan Sınır Kapısını açmaya çalışıyorlar. Hani Karabağ, hani Azerbaycan… Hani siz Türk’tünüz yalan mıydı? Ermenistan kapısından bir Ermeni içeri girsin ne olur düşünüyor musunuz? Yoksa isteğiniz mi bu? Siz sınır kapısını açacaksınız Ermenistan bizlerin sayesinde kazanç sağlayacak. Zenginleşecek belki de gelip ülkemizde bankalar satın alırlar belli mi olur? Hayırdır dedelerinizin torunlarına yardım etmek için baya iştahlısınız?
Ya Azerbaycan, Türkiye Türklerinin veremediği dersi Azerbaycan verecek… Azerbaycan Türkünün Türkiye Türküne hiçbir kötü tavrı olamaz. Onun tavrı size, zihniyetinize ve sizi idare edenleredir.
Hey, duyun lidercikler!... İlham Aliyev bir Türk Lideridir.
Hani resmi dilimiz Türkçeydi? Ne oldu Türkçeye? Ağır mı geldi? Dünya üzerinde var olduğunu sadece sizin kabul ettiğiniz Kürtçeyi resmiyette de kabul ettiniz…
Bu olaylar bize Türkün ve Türklüğün tescilinin bir bir bu topraklardan yok edilmeye çalışıldığını göstermekte.
Osmanlı’yı da bölen ve parçalayanların torunları olan iktidar sahipleri çok iyi biliyorlar ki; Atatürk bir daha gelmeyecek… Bu yüzden rahat rahat hareket ediyorlar.
Mustafaları hapse attırabilirsiniz. Lakin iyi biliniz ki; Türkte ne Mustafa tükenir ne Kemal… Tek tek tutuklasanız bile Mustafa Kemaller tükenmez.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun

İhsan Serin