türk birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türk birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2011 Perşembe

Bize 4 köprü daha lazım…

Deli Projesi

Üçüncü köprünün yapılması için bir süredir dedikodular ayyuka çıkmış ve parası olan yatırımcılar ihtimaller üzerine çeşitli yerlerden arsalar, araziler almaya başlamışlardı. Şimdi karşımıza köprüden daha ÇILGIN bir proje geldi; ‘2’inci Boğaz’
İkinci boğaz ÇILGIN Proje olarak AKP lideri tarafından gündeme gelse de aslına bakarsanız tam bir DELİ işi… Tabiatın dengesini bozmak bir kenara boğaz için harcanacak parayı duyunca küçük dilinizi yutacaksınız. Ortalama tam 52 milyar dolar… Türkiye’nin iç ve dış borcu bu kadar katlanmışken 52 milyar dolar gibi devasa bir parayı buraya aktarmak tam bir DELİLİK.
Hadi bu deliliği yapın yapmasına da be GERİ ZEKALILAR! Yeni yapılacak ÇILGIN Boğaz için 3 tane daha köptü gerekmez mi?
Bu yapılanlara bakılırsa AKP’nin yapmak istedikleri ortada. Hem tabiatın dengesiyle oynayacaklar hem de 52 Milyar Dolar Çılgın Boğaz için, 30 Milyar dolar da 3 Çılgın Köprü için harcayacaklar.
Daha önceleri milyon dolarları hortumlamaya alışmış AKP hükümeti ve yalamaları yeni bir HORTUM yolu buldular MİLYAR MİLYAR HORTUMLAMAK…
Bu hükümetin başarısızlıkları arasında bir başarısızlık daha göreceğiz anlaşılan…
Erdoğan, çılgın projesini "İstanbul, artık içinden iki deniz geçen bir şehre dönüşecek" şeklinde açıkladı.
Projenin maliyetini ve tam olarak nereye yapılacağını gizli tutan Erdoğan, kendi yandaşlarına arazi almaları konusunda startı verdi mi?
Fuar merkezleri, kongre alanları, oteller, havalimanı ve konutlar inşaatinden başlamak üzere kimin kontrolünden geçecek.
Bir diğer unsur ise güvenliktir.
Çanakkale Boğazını ve orada yaşanan şanlı tarihimiz herkez tarafından bilinmektedir. Çanakkele’yi geçemeyen Avrupa’nın önü açılmış olur mu olmaz mı? İşte bunu zaman gösterecek…

18 Ağustos 2009 Salı

Türk Birliği

• Türk’e inanmayan, Türk’ü sevmeyen, Türk’ü övmeyen, Türk’ün milli seciyesini yaşamayan, Türklük ülküsünü taşımayan insanların bu memlekete hizmet edebileceklerine hiçbir zaman inanmayınız.
• Milliyetçilik inancını benimsemeyen, ona karşı düşünceler serdeden, hele milliyetçilik duygusunu gerici bir fikir olarak görenler, değil hizmet etmek, her zaman ihanet edebilme durumunda olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
• Bir millet düşünün, medeni kanunu kopya, ceza kanunu, icra iflas kanunu, borçlar kanunu ve usul kanunu ve amme mevzuatı kopya olarak adapte edilmiş. Bu durumların bizi acı acı düşündürmesi gerekmez mi?
• Bir millet düşünün, kendi tarihine, kendi sanatına, kendi örf ve adetlerine, kendi eserlerine savaş açmış. O memlekette yaşamak gerçek milliyetçileri azaba sürüklemez mi?
• Bir millet düşünün; eğitim düzeni keşmekeş ve düzensizliği ifade eder. Öğretmen ve talebe arasında sevgi ve saygı hisleri kalmamış. Sadece gün geçirmek ve korkuyla eğitim verilen.
• Bir üniversite düşünün; şekil kopya, mana kopya, kitap kopya, metod kopya, giyim kopya. Üniversitelerin başına gerçek bilim adamları değil siyasi güç sahibi görevliler geçiyor. Böyle bir üniversite de gerçek ilim adamları yetişebilir mi?
• Çıkın sokağa ve dükkanların, otellerin, eğlence yerlerinin isimlerine bakın hepsi yabancı!...
• Kimisi batıyı taklit eder, kimisi maziyi. Yaşayan yok, liyakat ve ehliyeti gerçekten taşıyan yok. Bizi bu hale koyan kim? Bizi kültürümüzden ve medeniyetimizden ayırıp çırılçıplak soyan kim?
• Sakalınız çember ise gericisiniz, yobazsınız. Keçi sakal bırakmışsanız ilericisiniz, aydınsınız. Bu şerefsiz fikrin yaratıcısı kim? Bu haysiyetsiz anlayışı ülkemize yayan kim?
• Burası bizim vatanımız. Altıda üstüde bizim bu toprakların! Sıradağlar gibi şehitler vermişiz! Camiler, minareler, cemevleri, köprüler, hanlar, hamamlar, türbeler, dergahlar ve saraylar bizim. Mevlana, Yavuz, Fatih, Yunus, Sinan, Atatürk bizim! Sıradağlar gibi kahramanlar yatmaktadır bu topraklarda. Denizlerin altı levent kemikleri ile dolu. Fikirde, sanatta, idarecilikte, adalette ve fazilette dünyaya örnekler vermişiz… Batıdan her gün ithal ettiğimiz; yeni renklerin, yeni seslerin karşılığında neler veriyoruz bunu hesap edeniniz var mı?
• Türk olmak suç, Türk’üm demek kabahat oldu. Bölüp parçalamak istedikleri unsur uludur. Ben Türk’üm dinim cinsim uludur diyor ATA. Tarihimizin önemli liderleri hep kötü görülüyor. Ulu önder büyük Türk Atatürk gibi değerli şahsiyetler din düşmanı faşist gösterilmek isteniyor. Bunu nedenini araştıranınız var mı?
• 1938’den günümüze kadar bir eser bırakmamış olan Türkiye Cumhuriyeti Türkleri gelecekte nasıl anılacaktır. Tarihin her safhasında bir Türk çıkıp Dünyaya karşı gelmemiş mi? Atilla kimin? Oğuz Han kimin? Fatih kimin? Timur kimin? Unutmayalım TARİH GELECEK NESİLLERİN BİZLERE EMANETİDİR.
• “Efendiler, muhterem milletime tavsiye ederim ki sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların, kanlarında ve vicdanlarındaki asil cevheri tahlil etmekten biran feragat etmesin.” diyor Atatürk… Son 70 yıldır gelen Hükümet sahiplerinin kaç tanesinde bu asil unsur olan Türk lider bulunmaktadır tahlil edeniniz var mı?
• Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ne idi ki kısa zamanda bu badireye düştük. Bölücülük ve Türk düşmanlığı hadiseleri; nasıl bir politika takip edilmiştir ki bu boyutlara ulaşmıştır. Selçuklu ve Osmanlı’dan beri devletin temelini kanla, irfanla ve imanla kuranlar temeli böyle atmışken ve Cumhuriyetin temeli de bu iken…
Gaflete düştük, gaflete devam ediyoruz.
• Tarih diyor ki; Devlet işlerinin başına devletin kurucusu olan millette mensup olanlardan başkası geçince o devlet inkıraz bulur, yani millet istikbalini kaybeder. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başında mutlaka Türkler bulunmalıdır. Türk’ten başkasına inanmayın, güvenmeyin…
• Aydınlar kendilerini aydınlatmadan halkı aydınlatma peşine düşmüşler. Eline kalem alıp iki satır yazı yazan aydın kesildi başımıza. Gerçek aydınlarımızı ise solcudur, sağcıdır diye dışlamışız. Peki, elimize ne geçti? Uğur Mumcu aydınlığı ile ışıtırken etrafı öldürüldüğünde elimize ne geçti? Nihal Atsız’a hakaret ve iftiralar attık da elimize ne geçti? Bizler başkalarının aydınlarını tepemize çıkarırken, kendi aydınlarımızın ışığını söndürmeye neden bu kadar meraklıyız? Işığı sahte, nuru yosma, bilgisi yalancı aydınların peşinden gitmeye neden bu kadar meraklıyız?
Günümüzün mazisinden koparılarak köksüzleştirilmiş aydınlarına Yahya Kemal’in KOCA MUSTAFA PAŞA adlı şiirinin son mısraları olan
Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük, Budur alemde hudutsuz ve hazin öksüzlük. Sızlatır bazı saatler dayanılmaz bir acı, Kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.
İyi bir örnek vermektedir.
• Hedeflerimizin olmaması ne acı. Be acı ki gelecek planlarımız yok. Milli duygularımızı Kurtlar Vadisi gibi bir filmde Polat Alemdar’da görüyoruz. Hedeflerimizin olmaması ne acı. Birlik içinde olmamamız ne acı…
Kendime bu anlamda hedef çizerken Atatürk’ün belirlediği ve her safhada bir ok gibi kalplere, beyinlere ve vicdanlara sapladığı o müstesna sözleri ve kaideleri kendime şiar edindim.
Bu nedenle Türk ve Türklükle ilgili gelecek strateji planları yaparken içinde bulunduğumuz Orta Doğu’nun coğrafi ve siyasi yapısını iyi tahlil ve analiz etmek gerekli. Bu konuda bendenizin naçizane araştırmaları sürmektedir.
Son yıllar gerek milletimize gerekse vatanlarımıza karşı iç ve dış düşmanlarımızın bölücü, yıkıcı ve mütecaviz davranışları mutlaka dikkate alınmalıdır. Düşüncelerimiz ve planlarımız Türk ve Türlüğün yüceltilmesi, yükseltilmesi ve gerek teknolojik, gerekse sanayi bakımından en ileri seviyelere sabırla, yüksek erdemle, üstün çabayla, birlik içinde ve geçmişten ders alarak taşınması olmalıdır.
Stratejimiz sadece Türk coğrafyası ile sınırlı kalmamalı. Gerek yurtlarımızda gerekse komşu devletlerde vukua gelen olayların üstün ve ehil beyinlerce analiz edilmesi ve kişileri yönlendirmesi şarttır. Orta Doğu’ya yön verecek siyasi ve stratejik planının projelendirilmesi ve bunun bir an evvel hayata geçirilmesi yararımıza olacaktır.
Türk Birliği;
Yıllar önce Sovyet Rusya’nın dağılması sırasında devlet büyüklerinin ve hükümet sahiplerinin yapması gereken Türk Birliği’ne ulaşılmasında hala geç değildir.
Sovyet Rusya’nın dağılması bizler için sürpriz olmamalıydı. Bu olayların yöneticisi ve yönlendiricisi olmalıydık. Diğer taraftan Tito’nun ölümünden 10 yıl sonra parçalanan Yugoslavya’nın da dağılmasında başrolde olmalıydık. Zira Atalarımızın kanla, imanla ve erdemle sahip oldukları bu topraklar hala Türk’ündür. Bizler de bu fırsatları iyi değerlendirmeliydik. Türkiye’de artık bir şeyler değişmek zorunda.
Dünyanın yeni ekonomik ve politik, yeni bloklaşmalarına da müdahil olmalıydık. Yıllardır adeta dirsek teması devam ettirilen Avrupa Birliği (AB)’ye etkileyici tesirimizin olduğu söylenemez. Avrupa Ortak Pazarı (AOP)’nin bir AB olacağı ve sınırlarının Atlantik’ten Urallar’a kadar uzayacağı, parası- bayrağı- sınırı ve ordusu bulunan bu teşkilatın Avrupa İmparatorluğu’ndan başka bir şey olmayacağı bilinmeliydi. Hele hele bu imparatorluğa karşı ABD ve Japonya ekonomik güçlerinin kayıtsız kalmayacakları ve yeni oluşumlara sebep olacakları da gayet açıktı. Nitekim 90 milyon nüfusu ve dünyanın en ucuz iş gününe sahip Meksika, nüfus kültür seviyesi yüksek ve tabii kaynaklar bakımından fevkalade zengin Kanada ve dünyanın en son teknolojileri ve üretimine sahip ABD. Bunlar bir araya gelerek Kuzey Amerika İmparatorluğunun temelini atmışlardır bile.
Uzakdoğu’da ise Japonya üstün teknolojisi, Çin ucuz iş gücü ve zengin tabii kaynakları, Malezya, Endonezya, Avusturalya zengin tabii kaynaklar yüklü ülkelerin meydana getirdiği bir başka imparatorluğun kuruluş hazırlıklarını tamamlamak üzereler.
Dikkat edilir ise dünyada yine 30- 35 yıl öncesi gibi üçlü (Doğu-Batı Bağımsızlar) bloklaşma olacaktır. Ancak bu defa Türk Alemi (Balkanlar’dan Çin sınırına kadar olan alan), Hindistan Yarım Adası, Fars, Arap, Afrika ve Güney Amerika sömürü alanları olarak tefrik edilmiştir. Rekabet bu mahal ekonomileri üzerinde geçecektir.
Daha ilerleyen zaman içerisinde ABD ve AB Rusya ve Çin gibi güce karşı birleşecektir. Bunun yanında Çin ve Rusya’da içinde bulundukları ittifakları güçlendirerek Bloklarını birleştirecek ve sömürü alanlarına yakın topraklar oldukları dolayısıyla daha da etkin olacaklardır.
Türk Aleminin şimdiden dördüncü güç yada ileride birleşilecek olması durumunda üçüncü güç olarak teşkilatlanası elzemdir. Bu husus, müstakil- muhtar kişilik sahibi olmak, mamur ülke, müreffeh millet, güçlü devlet için temel politikalardan biridir.
Bloklarda aramızdaki ekonomik ve teknik farkın en kısa zamanda kapanması ve dünya olaylarını yönlendirmek veya sebep olmak gibi bir duruma gelebilmek için 20-30 yıl sonrasını düşünce ve iş olarak bugünden yaşamaya başlamamız şarttır. Bu hususun da en kolayı planlı düşünmek, projelendirmek ve projeyi uygulamaktır. Öylesine bir plan ki, blokların 20-30 yıl sonra yaşayacakları tespit edilerek yapılmalıdır.
TÜRK BİRLİĞİ ŞARTTIR
Türk Birliği Projesi fikir önderlerinin liderliğinde ve bizlerin katılımıyla bir an evvel gerçekleştirilmelidir. Türk birliği kurulmalıdır. Geleceğimizi garanti altına almak istiyorsak kurulmalıdır.
Eğitim birliği ile dünyanın en iyi üniversiteleri ve en ünlü bilim adamları yetişecektir.
Siyasi birlik ile dünyanın içine gireceği kaos ortamından en az zararla çıkacağız.
Askeri birliktelik ile blokların çıkar savaşlarında kendi safımızı koruyacak görevimiz olan mazlum ülkelerin çıkarlarını koruyacağız.
Kültür birliği ile kaybolan milli ve dini kültürümüzü canlandıracak ve birliğimizin temellerini sağlamlaştıracağız.
Eğer her ne sebepten bu birlik kurulamaz ise gelecekte evlatlarımız küresel yönetimin baş aktörü değil, sömürü ülkesinin kölesi olacaklar.

14 Nisan 2009 Salı

Uyuyamıyorum Yardım Edin

Aranızda uzmanlar var mı? Uykusuzluk dönemlerinde ne yapılması gerektiğini bilenler var mı?
Rahat rahat uyuyabilenler var mı?
Benim uykusuzluk sorunum var yardım edin. Bende sizler gibi başımı yastığa koyduğumda uyumak istiyorum.
Karabağ’da kanlı bayrak dalgalanıyor, Azerbaycan Türkü ağlıyor, ben uyuyamıyorum.
Musul’da Kerkük’te Türkmenler acı içinde, o toprakların bir gün ellerinden alınacağını biliyor uyuyamıyorum.
Güney Azerbaycan’da soydaşlarım baskı altında bunu düşünüyor uyuyamıyorum.
Yunanistan’da kardeşlerim baskı, gözyaşı içindeyken uyuyamıyorum.
Ya Çin. Çin kanımın canımın parçasını her gün kırıyor. Her gün etimden bir parça koparıyor. Canım yanıyor uyuyamıyorum.
Türkiye’de hayasızlar kol geziyor… uyuyamıyorum.
İstiklal Marşı’nın eşsiz dizeleri geliyor aklıma;
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
okuyorum, uyuyamıyorum.
Sonra kendi kendime söz veriyorum, “Ya Rabbi; senin vaat ettiğin günlere kavuşuncaya kadar gövdem siperdir hayasızlara…”
Aklımdan bu düşünceleri silip atmak istiyorum. Bende sizler gibi rahat rahat uyumak istiyorum. Buna önerecek bir reçeteniz var mı?
Çırpınırdı Karadeniz bakıp Türkün Bayrağına
Ah ölmeden bir görseydim ‘Karabağ’
Düşebilsem toprağına…
Azerbaycan Bayrağının Karabağ’da dalgalandığını gördüğüm güne kadar uyumak istemiyorum. Uyuyamıyorum.
Nasıl uyursunuz anlatın bana. Tarif edin ne yapmalıyım. Var mı bu işin bir ilacı. Bu normal midir? Delilik mi?

12 Nisan 2009 Pazar

Bu kadar benzerlik olmaz!

Günümüzde iktidarı ele geçiren güçler bundan 130 yıl evvelde sahnedeydiler. Türkü hor gören, küçümseyen ve parçalayıp köle durumuna getirmeye çalışan bu zihniyet gaflet içinde hareket etmektedirler. Şer odaklarının birleşmesiyle ve devlet alanlarında gerçekleşen kadro yapılanmasıyla Osmanlı’nın yıkılışını hazırlayan o döneme bire bir benzemektedir. Kendileri Padişah edasıyla saltanat sahibi olarak gören iktidar sahipleri o zamanda Arnavut, Boşnak, Ermeni ve Rum’un yaptığı gibi Türk’e küfrediyor, hakaret ediyor ve küçük görüyor.
O dönemde Osmanlı’yı bölüp parçalamak isteyen azınlıklar Türk’e kin, nefret ve öç alma duygusu halindeydiler. Bu günde Türk’e aynı kin, nefret ve öç almak isteyen iktidar sahipleri vardır.
Unutulmasın ki Padişah saltanatın sahibidir. Bu gün ise saltanat Anayasanındır. Asıl vahim olan durum ise Anayasa’nın Türk’ü koruması gerekirken, Türk Anayasa’yı korumak zorundadır.
Bu gün yaşanan olayları iyi analiz etmek için Osmanlı’nın son dönemlerine gitmemiz gerekmektedir. Dikkatle inceleyiniz birçok ortak nokta bulacaksınız…
Osmanlı koca cihan imparatorluğu olduğundan bünyesinde birçok din ve milletten tebaa bulunmaktaydı. Toprakları genişletmek ve sınırların güvenliği için azınlıklara güvenilmemekte ve orduları tamamen Türklerden oluşmaktaydı. Türkler cephelerde Osmanlı tebaasının canlarını, mallarını ve namuslarını korurken Osmanlı’nın azınlık tebaası ise siyasetle, ticaretle, sanatla uğraşıyor devlet görevlerinde üst düzey yönetimlere kadar geliyor, mallarına mal, paralarına para katıyordu. Arnavut, Bulgar, Boşnak, Yahudi ve daha birçok azınlık özellikle Ermeniler devlette ve ticarette en üst makamlara geliyor devlet içinde örgütlenmeye, yayılmaya hızla devam ediyorlardı. Daha 1882 yılında her azınlık kendine bir harita hazırlamış Osmanlı’nın yıkılışından sonra buraları almak için İngiliz ve Fransız hükümetlerine bunu kabul ettirmeye çalışıyorlardı.
Devlet görevlerinde ve zengin zümreyi genelde azınlıklar oluşturduğu için fakir veya köylerde yaşayan Türkler küçümseniyordu. 2’inci Abdülhamit Hanı bile çileden çıkartan bir olay söz konusu olmuştur. 2’inci Abdülhamit zamanında saray bahçesinde cereyan eden şu olay ibret vericidir:
Saray görevlisi bir Arnavut, bahçıvanlık yapan bir Türk’e özündeki bozuk mayası icabı ‘Pis Türk’ diye bağırır. Sarayın penceresinden bu hakarete şahit olan İslam Halifesi 2’inci Abdülhamit Han, Arnavut görevliye seslenerek “Unutma ki bende Türk’üm” diye cevap verir. Henüz Arnavut görevliyi cezalandırıp cezalandırmadığı hakkında bir belge yoktur.
Başka bir olay ise Ahmet Vefik Paşa’nın Bursa Valiliği sırasında meydana gelir. Paşa, Bursa Valiliğine bağlı kazaları teftişe çıkar. O zamanlar Osmanlı tebaasına dahil tüm azınlıklar etnik kökenlerini söyleyebiliyorlardı. Fakat İmparatorluğun asil unsurunu teşkil eden Türkler bunu sanki ayıpmış ya da biri ceza verecekmiş gibi saklarlardı. Bursa o tarihte bir iskan ve göçmenler bölgesiydi. Paşa uğradığı bir kasabada halkla sohbet ederken karşısındakilerin kökenini sorar. Herkes -göğsünü gere gere-‘Boşnakım, Arnavutum, Gürcüyüm, Çerkezim’ der. Sıra oranın yerlisi olduğu belli olan soluk bir ihtiyara geldiğinde adamcağız ezile büzüle; “Türküm efendim” der. Bunun üzerinde Paşa; “Niçin saklıyorsun öyle?” diye sorar, “Türk olmak kabahat mi? Bak ben de Türküm” adamcağız sevinerek “Sahi mi Paşa? Sende Türk müsün? Demek Türk’ten de Paşa olurmuş ha?..” cevabını verince Ahmet Vefik Paşa’nın gözleri dolar. “Paşa da kim oluyor. Türk’ten Padişah çıkar Padişah anladın mı?” dedikten sonra rahatça ağlayabilmek için tenha bir yere gider.
Evet, fütuhatları yapan, imparatorluklar kuran ve 600 yıldan fazla yaşatan, dünyanın sitayişle bahsettiği Türk Milleti öz yurdunda hor ve hakir görülüyordu. Devletin külfeti Türk’e, nimeti ise –ötekilerine- azınlıklara düşmüştü.
O zamanlarda azınlıklar dernekler, vakıflar kurmuşlar, cemaatleri de arkalarına alarak çeşitli eylem ve entrikalarla Osmanlı’nın kuyusunu kazıyor, Türk’ü yok etmenin planını yapıyorlardı.
Bir kısım Türk şahsiyetini de hürriyet ve müsavat gibi teranelerle planlarına dahil eden etnik gruplar ve onları her fırsatta teşvik eden, tahrik eden Fransız, İngiliz ve Moskof gayelerine ulaşmış, vakitsiz olarak 1’inci Meşrutiyeti ilan etmişlerdi.
Kurulan Meclis-i Mebusan’ın çoğunluğu azınlıklar ve Gayri Türklerden oluşmaktaydı. Bu gün bize Hürriyet Kahramanı olarak yutturulan o günün sadrazamı Mithat Paşa şükerası öyle bir Kanun-i Esası yapmışlardır ki; bu taslağı gören 2’inci Abdülhamit; ‘Paşa Paşa!... Bu Kanun-i Esası yürürlüğe girerse milletimin hakimiyet hakkı ne olacak’ diye bağırır. Meclis-i Mebusan demode silahlı, eğitimi noksan bir orduya sahip olan Türkiye Devletini meşhur Türk-Rus 93 Moskof savaşına itmiştir. Elinden yetkileri alınan Abdülhamit Han, bütün gücüyle direnmişse de imparatorluğun felaketini hazırlayan Rumeli’nin kaybına ve doğuda Kars, Ardahan ve Erzurum gibi vilayetlerin elden çıkmasına, milyonlarca vatan evladının can vermesine sebebiyet veren bu savaşı önleyememiştir.
Mithat Paşa’nın bu ihanet kokan ve pervasız savaşı ayrıca yeni yeni sesleri çıkan Ermeni hareketlerinin de elini güçlendirmiştir.
O tarihlerde Meclis-i Mebusan’a ‘Azınlıklar Meclisi’ denildiği Türk Aydınları tarafından bilinirdi. Devleti harbe iten azınlıklar meclisi bu savaşta Türk Devleti’nin zararla çıkacaklarını kesin olarak biliyorlardı. Zaten başlıca arzuları da bu idi. Bu kendi milletinin istiklali için gerekli görülen kaçınılmaz şartlardandı. Osmanlı’nın azınlık tebaası kendi devletlerini meydana getirmenin en büyük şartı olarak Türk kanının oluk oluk akmasının gerektiğini biliyorlardı. Öyle de oldu.
Felaketler birbirini kovalamış, Birinci ve İkinci Balkan Savaşları memleketi harap ederken her kafadan bir ses çıkıyordu. Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük akımları adeta birbiriyle çarpışıyordu.
Osmanlıcılık akımlarına yapışanların çoğunluğu ve İslamcılık akımına kapılanların üst düzey kısmı ortaya attıkları fikirlerde hiç de samimi değillerdi.
Bu fikirleri paravan olarak kullanıyor, aslında azınlık ırkçılığı ve Türk düşmanlığı yapıyorlardı.
Osmanlıcılar ve İslamcılar akımının içinde hatırı sayılır birkaç Ermeni, Arap, Arnavut ve Türk olmayan Yahudi’nin de olduğu bu gün de bilinmektedir.
‘Büyük Şair Merhum Mehmet Akif Ersoy’da İslamcılar grubuna dahildi. Ancak yılların getirdiği ızdırap ve felaketler, azınlık ırkçılarının tutumu Mehmet Akif’in kafasında inkılâp yaratmış, İngiltere’nin desteği ile Yunan Palikaryalarının İzmir’e çıkmasını fırsat bilen yerli Rumlar, Türk halkına karşı katliam ve zulme yönelmişlerdi.
Buna; ‘Vah tüh’ demekten fazla bir şey yapmayan Osmanlıcılar ve İslamcıların bu tavrına sinirlenen Akif şu olaydan sonra niyetini açıklar ve tarafını belirler:
‘Beş-on arkadaş toplanmış, Rum mezalimini konuşuyorduk. Bir kişi telaşla içeri girdi. Asırlarca Türk Milletinin nimeti ile perverde olan yerli Rumların, Türk haklına karşı giriştikleri hunharca zulümlerden söz etti. O koca Akif birden haykırdı “Orada derhal bir Türk Ocağı açınız” deyince Merhum Akif ile birlikte toplantıya gelen zevat hayret içinde “Üstat sen de mi?” demesiyle Akif, “Evet, ben de” diyerek kararını açıklıyordu. Bundan sonra gerçekleri bütün açıklığı ile gören, ihanet ve suikastların şahidi olarak olgunlaşan Mehmet Akif karşımızdadır. O artık gerçek anlamıyla bir milliyetçidir. Artık Türk Milletine hitap ediyor…’
Hasan Basri Çantay’ın Merhum Akifname isimli eserinden aktardığı bu olaydan sonra yazılarında ve şiirlerinde Bayraklaşan Akif’i görmekteyiz.
‘Bir zamanlar biz de Millet,
hem nasıl illetmişiz;
Gelmişiz dünyaya
millet nedir Öğretmişiz!..’
Hadiseler birbiri ardına olurken Halife’nin Cihad-ı Ekber ilanına rağmen Müslüman milletler bu fermana duyarsız kalmakla yetinmeyip yer yer düşmanla da iş birliği yapmış Türklere saldırmışlardır.
Türk-İslam düşmanı işgalcilere karşı İslam’ın şerefini korumak bir avuç Türk’e kalmış, Allah’ın lütfu inayetiyle, bu kaostan güçlenen düşmana karşı Türkler muzaffer olmuşlardır.
O tarihte Osmanlıcılar Türk’ü yok saymakta, İslamcılar ise hakir görmekteydiler. Bu gün Akif’e İslamcıydı yakıştırmasını yapanlara tokadı Akif’in kendisi atmakta.
İstiklal Marşı’nı Büyük Türk Milletine armağan eden o ölümsüz eseri yazan; İslam erdem ve fazileti, Türk’ün gücü ve damarlarındaki cevherin şahlanması sonucu çıkmış koca bir yürek sahibidir ancak.
Bunu hiçbir dille ve dinle anlatacak kişi yoktur. Bu Allah’ın Akif’e ilhamıyla yazdırmasıdır.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Daha önceleri ‘Milliyet’ kelimesinden bahsetmekten bile kaçınan Akif, ‘Irk’ kelimesini kullanmakta hiçbir sakınca görmemiştir.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
Şimdi soruyorum; uyanmamız için illa bir musibetle mi karşılaşmamız lazım? Halbuki ısrarla ‘Felaket kapıyı çalmadan kucaklaşalım, kaynaşalım, aynı milletin çocukları olmanın idrakine varalım ve Türk Birliği etrafında birleşelim’ diyorum. Bırakın sağı, solu… Azeri’yi, Özbek’i. Bunları gömlek saydık, alın size Türk giysisi (Ateşten gömlek)
Kaderde, kıvançta, kutsal değerlerde, vatanın ve milletin bölünmezliği inancında birleşen her Türk vatandaşına sesleniyor, kutsal davanın saflarına çağırıyorum.
Alın uyku TOKADI Akif’ten;
Vatanın takadı yoktur yeniden ihmale;
Doludizgin gidiyor, baksana izmihlale!
Ey Cemaat, uyanın elverir artık uyku!
Yok mu sizlerde vatan namına hiçbir duygu?
Düşmeden pençesinin altına istikbalin,
Biliniz kadrini hürriyetin, istiklâlin.
Günümüzde de boy gösteren bu akımlar ve onları kukla gibi kullanan cemaatler; Türk Milletinin değer yargılarıyla oynuyor, fikir adamlarına ve önderlerine eziyet ediyor aydınlarını bir şekilde susturuyor.
Niyetleri Osmanlı zamanında yükselerek tüm dünyaya kafa tutan Türk Milliyetçiliğini bastırmak. Türkçülük akımını yok etmektir. İstedikleri ılımlı İslam adı altında sahte bir din yaratmış olan İslamcılık hareketini azdırmak ve Osmanlıcılık sapkınlığıyla halkın kafasını bulandırmaktır.
Afrasyap’ın soyu Türklükle Şereflenmiş, İslam’la yücelmiştir.
Bizler birbirimize; faşist, komünist, sağcı, solcu, dinli, dinsiz diye saldırırken ‘ASIL DİNSİZ’ bu akım yapıyor yapacağını.
Sorarım size bu ülkede faşizm ile komünizm ile solculuk ile sağcılık ile suçlanarak çile çektirilenler var mı? Peki, kapitalist diye ceza alan bir tek kişi gösterin. O halde aramızda kapitalist yok. O zaman batı bize kötüyü dayatmış kendisine yararlı olan iyiyi kendisi kullanmış. Biz hala birbirimizi boğazlarken kapitalizm sömürü zihniyetiyle malına mal, parasına para katmaya devam ediyor.
Ne oldu bize de bu hale düştük. Türk demek ne zaman ayıp oldu. Kürt, Ermeni ve diğerleri Televizyonlarda bizim aydınlarımıza hakaret ederken bizim sesimiz neden çıkmıyor?
Açık ve aleni ortada olan Ermeni Diasporasının ve onun iş birlikçilerinin öldürdüğü ve hatta kendisinin de kendi ülküleri için ölümü bile bile kabul ettiği Hrant Dink diye biri ölüyor ‘Vah tüh. Ne iyi adamdı’ diyoruz… Kendini bilmez birkaç soysuz da çıkıyor ‘Ben Ermeniyim’ diyor. Bana ne sen zaten Türk olamazsın ki ne olursan ol…
Bir de ortada duran bir vahşet varken Ermenistan Sınır Kapısını açmaya çalışıyorlar. Hani Karabağ, hani Azerbaycan… Hani siz Türk’tünüz yalan mıydı? Ermenistan kapısından bir Ermeni içeri girsin ne olur düşünüyor musunuz? Yoksa isteğiniz mi bu? Siz sınır kapısını açacaksınız Ermenistan bizlerin sayesinde kazanç sağlayacak. Zenginleşecek belki de gelip ülkemizde bankalar satın alırlar belli mi olur? Hayırdır dedelerinizin torunlarına yardım etmek için baya iştahlısınız?
Ya Azerbaycan, Türkiye Türklerinin veremediği dersi Azerbaycan verecek… Azerbaycan Türkünün Türkiye Türküne hiçbir kötü tavrı olamaz. Onun tavrı size, zihniyetinize ve sizi idare edenleredir.
Hey, duyun lidercikler!... İlham Aliyev bir Türk Lideridir.
Hani resmi dilimiz Türkçeydi? Ne oldu Türkçeye? Ağır mı geldi? Dünya üzerinde var olduğunu sadece sizin kabul ettiğiniz Kürtçeyi resmiyette de kabul ettiniz…
Bu olaylar bize Türkün ve Türklüğün tescilinin bir bir bu topraklardan yok edilmeye çalışıldığını göstermekte.
Osmanlı’yı da bölen ve parçalayanların torunları olan iktidar sahipleri çok iyi biliyorlar ki; Atatürk bir daha gelmeyecek… Bu yüzden rahat rahat hareket ediyorlar.
Mustafaları hapse attırabilirsiniz. Lakin iyi biliniz ki; Türkte ne Mustafa tükenir ne Kemal… Tek tek tutuklasanız bile Mustafa Kemaller tükenmez.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun

İhsan Serin